HAKİMİYYET__KAYITSIZ___ŞARTSIZ___ALLAH´INDIR
  ĺslam'ın devleti yoksa onu kurmak, varsa onu korumak, kadın-erkek her müslümana farzdır!________ ________________ __________Gayemiz ĺslam'ın devlet olmasıdır!_________ ________________ _________ĺslam hem dindir, hem de devlettir, hem ibadet, hem de siyasettir.___________ _______________________ Din-devlet birbirini tamamlayan iki unsurdur!__________ _______________ ___________________ ______________ _________ĺslam Dini, hayatın her safhası, her hareketi hakkında hüküm getirmiştir!
 
English
Deutsch
Kürtce
Bosnak

ANA SAYFA

E-Mail

 
Kitaplar:

Hilafet ve Halife

Beyyine - 1 -

Beyyine - 2 -

Beyyine - 3 -

Beyyine - 4 -

Hakimiyyet -5 -

8 Kasım 2010 dan beri

10187
M.Kemal (Atat.)
  28561
 

H U T B E L E R Cemaleddin Hocaoğlu (r.a.)

 HUTBE: 7-

Hutbemizin mevzuu: Tevhid

 Çok aziz ve muhterem müslümanlar!

Geçen hutbemizde insanların üç gruba ayrıldığını, bunların da mü'min, kâfir ve münafıklardan ibaret bulunduğunu kaydetmiş, bu üç tip insanın, birbirlerine karışmayacak şekilde hal ve sıfatlarını anlatmıştık. Bu hutbemizde ise sizlere Tevhid'i anlatmaya çalışacağız.

Tevhid demek, Allah'ı birlemek, Allah'ın bir olduğuna inanmak, bir olduğunu tebliğ etmek, bir olduğunun şahidliğini yapmak demektir. Böyle bir insana muvahhid denir.

Tevhid olmayan bir kalbde ya inkâr vardır ya da şirk. Allah'ın varlığını kabul etmemek inkârdır, Allah'ın varlığını kabul edip ve fakat O'na eş-emsal kabul etmek, O'na mahsus sıfatlardan birini veya bir kaçını başkasına vermek, başkasına izafe etmek şirktir, putperestliktir. Allah'ın varlığını tamamen inkar edene "kâfir" denir. Allah'ın varlığını kabul edip de şirke düşene de "müşrik" ismi verilir. Ve bu da aslında kâfirdir. Allahü Teala günahlardan dilediğini affeder de şirki asla affetmez. Bunu Kur'an açık ve kesin bir şekilde anlatmaktadır.

İnkârın ne demek olduğunu anlamak ve anlatmak kolaydır. Fakat, şirkin ne demek olduğunu anlama da anlatma da çok zordur. Çünkü, şirkin çeşitleri sayılamayacak kadar çoktur ve karışıktır. "Şirk, karıncanın ayağının patırdısından daha gizlidir" sözü boşuna mı söylenmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke'de ilk önce Tevhid bayrağını çekti ve bunu tebliğ etti. Karşısına şirk dikildi. Günümüzün müslümanı da şirkle karşı karşıyadır ve çok defa haberi olmadan şirke doğru ayakları kaymaktadır. Binaenaleyh, şirk son derece dikkat isteyen, son derece üzerinde durulması, müzakere edilmesi, inceden inceye tetkik edilmesi gereken bir meseledir. Şirki bilmek ve şirkten kaçınabilmek için Tevhid'i ve Tevhid'in ne olduğunu bilmemiz lazımdır.

Kardeşlerim! Bir müslümanın Tevhid inancına sahip olabilmesi için, Cenab-ı Hakk'ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birlemesi, bir olduğuna inanması lazımdır. Şöyle ki; Cenab-ı Hakk zatında birdir, eşi ve benzeri yoktur; ne o bir şeye benzer ne de bir şey O'na benzer. Allah şuna benzer veya buna benzer derse o kimse şirke sapmış ve küfre gitmiştir.

Cenab-ı Hakk'ın bir çok kemal sıfatları vardır. Bunların başlıcaları: Vücud, kıdem, beka, vahdaniyet, muhalefetun lil-havadis, kıyam bizatihi'dir. Bunlara zâti ve selbî sıfatlar ismi verilir. Bir de subutî tabir edilen sıfatlar vardır ki, bunlar da sekiz olup şunlardan ibarettir: Hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret, kelam ve tekvin. Bir de sıfatı külliyesi vardır ki, bunlar da beştir: İbda', tahlik, terzık, ihya ve imate.

Her müslümanın bütün bunları manalarıyla birlikte öğrenmesi bellemesi ve bunlara inanması farzdır.

Vücud: Allahü Teala vardır demektir. Fakat Allah'ın varlığı diğer varlıkların varlığına benzemez. Çünkü Allah'ın varlığı mutlak varlıktır. Yani varlığı başkasının var etmesiyle var olmamıştır. Allah'ın varlığı, zatının muktezasıdır, Vacib'ül-Vücud'dur, yokluğu asla düşünülemez. Keza varlığının ne önü vardır ne de sonu; Ezelî ve ebedîdir. Kadim ve bakidir. Diğer varlıkların varlığının önü de vardır, sonu da vardır. Mesela: Şimdi sen 60 yaşındasın; altmış sene önce sen yoktun, bir müddet sonra da dünyadan yine yok olacaksın. Demek ki, senin varlığın iki yokluk arasında bir varlıktır ve başkasının var etmesiyle var olmuşsundur. Fakat Cenab-ı Allah'ın varlığı yokluktan ve yok olmaktan münezzehtir. Allah "La yemut"dur, yani ölümsüzdür. Fakat ondan başka herkes ölümlüdür ve ölecektir. Bir kimse kalkar da fani olan biri hakkında, "Sen ölümsüzsün; sen ölmedin, sen aramızda yaşıyorsun, senin devrimlerin de yaşıyor ve yaşayacaktır, ilhamımızı senden, senin devrimlerinden alıyoruz. Ey ulu önder!" derse işte bu şirktir, o faniyi ilahlaştırmaktır, putlaştırmaktır. İster bunu bilerek söylesin, Tevhid'i gitmiştir, imanı gitmiştir ve putperest olmuştur.

Vahdaniyet sıfatına gelince: Çok aziz ve muhterem müslümanlar! Cenab-ı Hakk'ın Vahdaniyet sıfatı üzerinde de yeteri kadar durmak lazımdır. Allah Vahid'dir ve Ehad'dır, "La şerike leh"dir. Yani her sıfatında ve her fiilinde birdir, eşi ve benzeri yoktur.

a) Yaratmada birdir. O'ndan başka yaratıcı yoktur. Bir kimse kalkar da, "Ben yarattım, ben yaratıyorum, ben yaratacağım veya filan yarattı, yaratıyor, yaratacak..." derse şirke sapmış olur, kâfir olur.

b) Allah rızık vermede, büyütüp beslemede birdir, eşi ve benzeri yoktur. Bir kimse Allah'a mahsus olan bu sıfatı bir başkasına verirse Evelallah demeden, "Sen bizi yedirip içiriyorsun, büyütüp besliyorsun!" derse şirke sapmış olur.

c) Düzen vermede, düzene koymada da Allah birdir, eşi ve benzeri yoktur. Allahü Azimüşşan kâinatı yaratmış, koyduğu kanunlarla da düzenini sağlamıştır. Keza; insanları yaratmış, aralarındaki düzeni, birbirlerine karşı olan hak ve vecibelerini bildirmiş ve beyan etmiştir, Şeriat göndermiştir, kitap indirmiştir. Bunu böyle bilmek, böyle kabul etmek ve böylece inanmak şarttır ve işte bu Tevhid'dir.

Hakikat bu iken, bir kimseler kalkar da Allah'ın gönderdiği şeriat kanunlarını kaldırır, bunun yerine insanların kafalarına göre kanunlar yaparsa artık ondan Tevhid gitmiştir, Allah'ın birliği inancı silinmiştir, şirke düşmüştür ve kâfir olmuştur. Getirdiği kanun, düzen veya sistem ister kapitalist olsun, ister komünist olsun, ister demokratik sol veya sağ olsun, ister milliyetçilik olsun, isterse kemalist olsun sonuç değişmez. Bunları getirenler de, bunları savunanlar da, bunları benimseyenler de ve bunlara oy verenler de Tevhid inancından çıkmış, şirke sapmış ve putperest olmuşlardır. Artık bunların, "Biz de müslümanız, biz de namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz..." demeleri kendilerini asla kurtarmaz ve kurtaramaz.

"Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse onlar kâfirlerin ta kendileridir, zalimlerin ta kendileridir, fasıkların ta kendileridir." (Maide, 44, 45 ve 47)

 _______________________________________________________________________________

HUTBE: 6
Hutbemizin mevzuu:

Münafık ve münafıklardır

 Çok aziz ve muhterem kardeşlerim!

Geçen hutbemizde aynı mevzuyu ele almış, münafıklığı ve münafığı târif etmiş, bu arada Bakara sure'sinin bazı ayetlerine istinad ederek münafıkların maskelerini indirmeye, gerçek çehrelerini ortaya koymaya çalışmıştık. Bu hutbemizde de yine bu tip insanlar çok iyi tanınsınlar diye yine Bakara sure'sinin müteakip ayetlerinin ışığı altında bunların vasıf ve hallerinden söz etmeye çalışacağız.

Muhterem kardeşlerim!

İnsanlar arasında korkunç tehlike arz eden bir tip insan varsa o da münafık tipidir. Münafıklar İslam'ın sinsi düşmanlarıdır. Her renge boyanan, her kılığa girebilen ve her araziye uyan, özü başka sözü başka olan mahluklardır. Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashab efendilerimiz kâfirlerden ziyade bunlardan zarar görmüşlerdir. Hatta kâfirler bile İslam âlemini ve müslümanları oyuna getirmek, müslümanları birbirine düşürmek ve düşman etmek için münafıkları kullanmışlar ve halen de kullanmaktadırlar. Eğer bugün İslam âlemi parçalanmış, geri kalmış, küfre ve kâfire yem olmuş, yem olur hale gelmiş ise bu durumlarda başrolü oynayan, entrika tezgahlarını çalıştıran ve nihayet müslüman görünüp yol kavşaklarında müslümanlara ters istikamet veren, yanlış yol gösteren bu satılmışlar olmuştur. Bunlar, fırsat buldukça müslümanları hor görür, onlara tepeden bakar, gericilikle, softalıkla yobazlıkla itham eder ve onları küçük düşürmeye çalışırlar. İki yüzlü, iki sözlüdürler. Mü'minlerin yanına geldiklerinde, "Biz de mü'miniz, biz de iman ettik, sizleri sever ve sayarız!.." derler. Büyüklerinin, yani uşaklıklarını yaptıkları şeytanların yanına vardıklarında da, "Biz sizinle beraberiz ve sizdeniz; sizden başkasına uymayız ve uyamayız, sizler bizim lider ve önderlerimizsiniz. Bizler ilhamımızı, tâlimat ve cesaretimizi sizlerden alıyoruz, sizlerin yolunda ve izindeyiz; sizler bizim müslümanların yanına gitmemize, onlarla konuşmamıza bakmayın, biz onlardan görünüp sırlarını almaya çalışıyoruz, onlarla dalga geçiyor ve onlarla alay ediyoruz..." diye konuşurlar. Hele bunların içinde sivrilenler vardır; dıştaki kâfirlerin yardımlarıyla içteki münafıkları ve şuursuz müslümanların desteği ile işin başına gelir, devletin başına geçerler veya devlet kademelerinde mühim yerler işgal ederler. Babalarının hacılığından, hocalığından da bahsederler. Zaman zaman, İslam'dan, dinden, imandan söz ederler. Ama namaz nedir bilmezler, oruç nedir bilmezler... Hayatlarında camiinin yolunu tanımazlar, şarapçıdırlar, kumarcıdırlar, karılarını dans evlerine götürür, gözleri önünde erkeklerin kolları arasına verir, gözler önünde dans yaptırırlar ve bu suretle deyyus olduklarını ortaya koyarlar.

İsmi Yakup, kafasının içi Agop olan bu kişiler, İslam âleminin baş belasıdır. İslam cemiyet ve cemaatlerini içten kemiren birer güvedir. Müslümanlar arasında barınır, keferenin namına çalışırlar, onların namına casusluk yaparlar.

Muhterem kardeşlerim!

Münafıkların hal ve hareketlerinden bir kısmını burada sıraladıktan sonra bu husustaki ayetleri mealen görelim:

"Münafıklara: "Herkesin inandığı gibi sizler de inanın" denilince onlar, "Bizler beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsizler kendileridir, lakin bilmezler. İnananlara rastladıkları zaman "inandık" derler, ele başlarıyla başbaşa kaldıklarında "Biz sizinleyiz, onlarla alay etmekteyiz!" derler. Allah da münafıkları ettikleri istihzanın cezası ile cezalandırır ve azgınlıkları için de başı boş dolaşmalarına mühlet verir. Bunlar o kimselerdir ki, hidayete karşılık dalaleti (sapıklığı, cehennemi) satın almışlardır. Onların ticareti kâr etmemiş ve doğru yolu da bulmamışlardır." (Bakara, 13-16)

Cenab-ı Hakk, cümlemizi münafıklık sıfatından ve münafıkların şerrinden korusun. (Amin!)

   
www.seriat.net. Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz