8 Kasım 201

  TR AR

ANA SAYFA

 
Cemaleddin Hocaoğlu
 
M.Metin Müftüoğlu
 

E-Mail

Kitaplar:

Hilafet ve Halife

Beyyine - 1 -

Beyyine - 2 -

Beyyine - 3 -

Beyyine - 4 -

Hakimiyyet -5 -

M.Kemal (Bilgiler)

LAİKLİK

 

8 Kasım 20185610 dan beri

 

H U T B E L E R

HUTBE: 15-

 Hutbemizin mevzuu:

HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR!


Her canlı gibi insan da sınırlı bir ömre sahiptir. Cenab-ı Hakkın takdir buyurduğu ömür sona erdiğinde, her insan ölümü tadar. Allah’tan başka her şey ölüme mahkumdur.

Eğer ölümden kurtulup dünyada ebedi kalmak mümkün olsaydı; hiç şüphesiz buna en layık olan Allah’ın habibi, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) olurdu. Oysa alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz bile çok az bir zaman yaşamış, daha sonra bu dünyadan göçüp gitmiştir.

Cenab-ı Hak bu gerçeği Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade buyurmaktadır:
“Biz senden önce hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar.” (Enbiya, 34); “Muhakkak sen de öleceksin. Onlar da ölecekler.” (Zümer, 30); “Her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi, bir imtihan olarak hayır ve şer ile deniyoruz. Sonunda ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya, 35)

İnsan hayatının belli bir süresi vardır. Bu sürenin sona ereceği vakte ‘‘ecel‘‘ adı verilmektedir. Eceli gelen herkes ölecektir. Sonradan yaratılan her şey fanidir. Bir başlangıcı olanın, mutlaka bir sonu da vardır. Her doğan, daha doğarken ölüme namzet olarak doğmaktadır. Yeni doğan her çocuğun kulağına okunan ezan, onun cenaze namazının ezanıdır. İlahi kanun böyledir.

Bunun istisnası yoktur. Azrail (a.s) bir gün bizim de kapımızı çalacaktır. Kapımız çalındığında ölüm meleğine “şimdi değil, daha sonra gel” deme imkanımız da yoktur. Zira ecel geldiği zaman, ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gider. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de bir an öne geçebilirler.” (Araf, 34; Nahl, 61) Bu ayet-i kerimelerden de anlaşılacağı üzere ecel, kaçınılmaz bir son, acı da olsa apaçık bir gerçektir. Umulmadık bir zamanda, beklenmedik bir yerde ansızın gelir.


Ölüm; sıcak dosta götüren, soğuk bir sevgilidir.
Her canlı, Allah’ın izniyle yaşar ve ölür. Hayat ve ölüm, O’nun elindedir, O’nun halk ve icadıyladır. Yaşaması ve ölmesi insanın elinde değildir. Bu hususta Yüce Allah’ın iradesine kimse karşı çıkamaz. O, bir kimsenin ölümüne hükmetmişse, hükmü derhal yerine gelir. Ölüme çare olsaydı; bir zamanlar dünyayı titreten, dünyalara sığmayan, her türlü güç, servet ve makama sahip olan insanlar bu dünyadan göçüp gitmezlerdi. Demek ölümden kurtulmak mümkün değildir. Her canlıya mutlaka ölüm uğrayacaktır. Belki uyurken, belki iş yerinde çalışırken, belki bir hastalık, belki de bir felaket sonucu insanı ölüm yakalayabilir.

Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Ölüm hak olarak insana gelir de ona: ‘İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir.’ denilecektir.” (Kaf, 19); “De ki: Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gizli ve aşikar her şeyi bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O, size dünyada yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma, 8); “Nerede olursanız olun. Sağlam kaleler içinde de bulunsanız, yine ölüm size ulaşır.” (Nisa, 78)
Peygamber Efendimiz dünya hayatında ölçülü olmamız, aşırılığa kaçmamamız için bizlere şu öğütte bulunmuşlardır. “Ağız tadını bozan ölümü çokça hatırlayın. Zira ölümü zikretmek günahları yok eder ve sizi dünyada zahit kılar. Zenginken ölümü hatırlarsanız hırsınızı yıkar, fakirseniz yaşantınıza razı kılar.”

Aziz Mü’minler!
Madem ölüm her an, her yerde başımıza gelebilir. O halde bir gün mutlaka bu hayata veda edeceğimizi bilerek ölümden sonraki ebedi hayat için hazırlıklı olalım. Ebedi saadet yurdu olan cenneti kazanacağımız şu dünyada yaşadığımız zaman dilimini çok iyi değerlendirelim. Yaptıklarımızdan bir gün hesap vereceğimizi düşünerek, hesaba çekilmezden evvel, kendimizi hesaba çekelim. Eceli gelip, dünya imtihanını sonlandıran ve aramızdan ayrılıp giden, cenazesini kıldığımız ve kendi elimizle toprağa gömdüğümüz yakınlarımızdan ibret alalım. Allah‘ın sevdiklerini sevelim, O’nun düşmanlarından buğzedelim. Bizi yaratana hakkıyla kul, Hz. Muhammed’e layık ümmet ve gerçek manada bizden istenilen şekilde birer mü’min olmaya gayret edelim. Sevineceksek, Allah’ı sevindirebilmişsek sevinelim. Ağlayacaksak; fikirsiz, zikirsiz, ibadetsiz geçen günlerimize ağlayalım.


“Biz senden geldik, yine sana döneceğiz.” (Bakara, 156); İlahi hükmü gereğince, kendimize çekidüzen verip yaşantımıza dikkat edelim.


Rabbimiz; İmanla ve Kur’an‘la yaşamayı ve son nefesde iman üzere huzuruna varmayı cümlemize nasip eylesin!

Amin!



HUTBE - 1 "Fatiha" suresidir

HUTBE - 2   Kur'an-ı Kerim'e göre insan

HUTBE: 3-
İmandır

HUTBE: 4- Kâfirlerdir

HUTBE: 5+6 Münafıklardır

HUTBE: 7- Tevhid

HUTBE: 8-
İman ve kanundur

HUTBE: 9- İslam'ı tebliğdir.1

HUTBE: 10 -
 İslamı tebliğdir.2

HUTBE: 11-
HİCRİ TAKVİMİN ÖNEMİ!..

HUTBE: 12-
Mü’minler Olarak Kainattaki Dayanışmayı Örnek Almalıyız!


HUTBE: 13-
12 EKİM 2004 TARİHİNİ UNUTMADIK!..


HUTBE: 14-NASIL YAŞARSANIZ ÖYLE ÖLÜRSÜNÜZ!..

HUTBE: 15-HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR!

HUTBE: 16-YÜCE KİTABIMIZ KUR’AN!

HUTBE: 17-Haberi araştırmaktır


 
   
www.seriat.net. Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz