..............

m 201

TR AR  DE

İhyan Mübarek Olsun…

29 yıl önce, 18 Nisan 1992 tarihinde, yetmiş yıldır Müslümanların günlüğünden aforoz edilen Hilâfet gerçeği, nihayet Almanya'nın Koblenz şehrinde, büyük âlim merhum Cemaleddin Hocaoğlu'nun önderliğinde ihya edilmişti.

Aforoz edilen bu Hilâfet gerçeğinin ihyası dost bilip güvendiğimiz, düşman bilip tedbir aldığımız çevre tarafından tepkiyle karşılandı. Her iki taraf, ‘‘Yetmiş yıllık uykudan niye bizi uyandırdınız?‘‘ derecesine tepkiliydi. Fakat onların tepkileri, onların çırpınışları ihya olayını zerre kadar etkiliyemedi. Çünkü, bir kere ok yaydan çıkmıştı.

13 Ağustos 1983'den, 18 Nisan 1992 tarihine kadar İslamî Cemaatler Birliği (İ.C.B.) olan, Kur'an ve Sünnet çizgisinde kalarak, İslam'ın devlet olması adına mallarını, canlarını seferber eden, hakkın etrafında toplanan bu cemaat, artık devlet olmuşlardı.

Artık İslamî cemaatın bireyleri değil, Anadolu Federe İslam Devleti'nin neferleri olmuşlardı.

Öyle bir devlet ki, ihya edilişiyle birlikte çürük temeller üzerine bina edilmiş tahtları, Laik-Kemalist saltanatı sarsıtan bir devlet. Öyle bir devlet ki, tüm Müslümanlara bağrını açan bir devlet.

Her ne kadar bir kısım Müslümanlar ya cehaletinden, ya korkaklığından, ya da mütekebbirliğinden, ihya edilen bu Hilâfet gerçeğine sahip çıkma zaruriyetini duymamaktadırlar.

Onlar, ‘‘Biz olmazsak bu iş olmaz!‘‘ kanaatındaysalar, bilsinler ki, İslam'ın hiç kimseye ihtiyacı yoktur, yalnız bizim İslam'a ihtiyacımız vardır.

Meğer ki, devlet daha çok çalışmak demekmiş. Bu, devletin getirdiği bereketlerden biri olması gerek.

Nitekim 18 Nisan 1993 günü, yine Almanya'nın Koblenz şehrinde, A.F.İ.D.'nin yıldönümünün kutlanışı gerçekleşti. Bayram havası yaşanadı... Bu bayramı A.F.İ.D.'nin resmi bayramıydı, 18 Nisan ihya bayramı.

Bu öyle bir bayram ki, 23 Nisan'lar, 19 Mayıs'lar, 29 Ekim'ler bu bayramın karşısında yas günü olurlar.

Bu devlet ilanı yeniden bir devlet kurma değildi. Var olan, fakat işgalci Kemalistler tarafından ilga edilen, unutulan ve unutturulan, dibe-köşeye itilen bir devleti Müslümanların gündeme getirmek, onları bundan haberdar etmek ve ona sahip çıkmaktı. İslam’ın özünde ve yapısında var olan İslam’ın devlet ve siyasetine hâkim olma ilanıydı.

Bu mevzuyu bir de merhum Halife’miz Cemaleddin Hoca’mızdan dinleyelim:

’’… Halbuki yeni bir devlet, yeniden bir devlet kurulmuş değildir; var olan ve fakat işgal edilip gasbedilen, Şeriat düşmanlarının eline geçip rejimi değiştirilen ve dolayısıyla İslamî manada çalışamaz hale gelen bir devleti ihya etme, canlandırma, susturulmuş ve suskun hale gelmiş olan bir devleti yeniden dünyanın gündemine getirmektir, getirmekten ibarettir.

Ve böyle bir devletin ne toprağa ihtiyacı var ve ne de askere! Çünkü, toprağı da var, askeri de var. Toprağı, İslam âleminin bir bölümünden ibaret Anadolu toprakları, askeri de Tevhid bayrağı altında toplanan erkek-kadın her Müslüman!..

Bir kısmı da esir! Ama oyuna getirilmiş, boynuna gaflet zinciri vurulmuş esirler. Oyuna geldiğini anlayıp boynundaki gaflet zincirini çözenler, peyderpey de olsa gelip İslam ordusuna iltihak etmekte ve bu gidişle, kalbleri mühürlenmiş olanların dışında, geride kimse kalmıyacaktır. Bundan ümitvarız. Çünkü, mülk O’nun, irade O’nun, kalbler O’nun elinde!.. Ümitsizliğe düşmenin artık bir sebebi yoktur!..‘‘

(Hilâfet ve Halife)