..............

m 201

TR AR  DE

Rahmet, Mağfiret ve Kur’an Ayı: MÜBAREK RAMAZAN-I ŞERİF

Besmele, hamdele ve salveleden sonra…

''Ey iman edenler! Üzerlerinize oruç yazıldı, nitekim sizden evvelkilere yazılmıştı gerek ki, korunursunuz!'' (Bakara; 183)

''Her kim inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Ramazan’da oruç tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır!'' (Buhârî, Müslim, Neseî, Tirmizî)

Rabb’imize ne kadar şükretsek yine de azdır, içinde bulunduğumuz hicrî 1442 yılının mübarek Ramazan ayına hep birlikte kavuşturdu.

Oruç ilâhî bir kanun olup öteden beri tatbik edilerek günümüze kadar gelen ve farz olan bir ibadettir. Yani hem geçmiş ümmetlerde olduğu gibi, Ümmet-i Muhammed'e de bu farziyet hicretten bir buçuk sene sonra Kıble’nin değişmesinin akabinden Şaban’ın 10'unda Ramazan orucu farz kılınmıştır.

Lisanımızda oruç demek; ''Siyam'', Savm''; İmsak etmek, kendini tutmak manasına gelir.

Yani nefsin meylettiği herhangi bir şeylerden ve herhangi bir söz söylemekten kendini tutmak demektir. Meryem Suresi'nin 26. ayeti bu manadadır.

Rivayete göre; Ramazan orucu aynı miktar olarak hem Yehuda, hem de Nasaraya yazılmıştı. Yehud bunu terketmiş ve senede bir gün oruç tutmaya başlamışlar ve o gün de Firavun'un boğulduğu gün olduğunu zannetmişler. Halbuki bunda da yanılmışlardır. Çünkü, Firavun'un denizde boğulma günü aşure günü vaki olmuştur.

Nasaraya gelince; Bunlar da Ramazan'da oruç tutarlarmış, nihayet pek şiddetli sıcağa tesadüf etmişler, bunun üzerine yaz ile kış arasında mutedil, sabit bir mevsimin tayininde âlimlerinin re’yi (görüşleri) toplanarak bahara tahsis eylemişler ve bu tebdile keffaret olmak üzere de on gün daha eklemişler, kırka ulaşmış, sonra hükümdarları hastalanmış veyahut aralarında ''Ölet'' vaki olmuş, bunun içinde on gün daha eklemişler, elliye yükselmiştir. Daha sonraları keyfiyyetinde de tadilat yaptılar ki, buna perhiz denir.

İşte burada Ümmet-i Muhammed'i uyarmak için, oruç sıfatı, adet de, vakitte olmak üzere üç noktay-ı nazardan biriyle teşbih yapılmış ve bu eski kanun olduğu gösterilmiştir.

Rabb’ülâlemin nida ederek, ''Ey Mü’minler! Size de oruç farz kılındı ki, korunabilesiniz!'' ayet-i kerime'de takva kelimesi geçmektedir. Muhaddisler nezdinde takvadan maksat, şirk, fısk ve bid’at gibi kötü işlerden sakınmaktır diye târifini yapmışlardır. Bırakın büyük günahları, küçük günahlardan bile korunmak lazım, çünkü küçük günahlara teşebbüs devamlı olursa, o da büyük günah olur.

Takva mertebesine yükselebilmek için oruç sayesinde nefsinize ve şehvetlerinize hâkim olmak, her türlü günahlardan, tehlikelerden sakınmakla olur. Çünkü oruç şehveti kırar, heva-i nefisleri mağlup eder, azgınlıktan, fuhşiyyetten men eyler, hayatın lezzetini tattırır.

Kalbin Allah’a cezbetmesini arttırır. O’na meleki bir zevk-ü sefa bahşeyler.

''Zira kişi iki deliği için koşar, karnı ve ferci'' mâruf olan mesele hükmünce insanları her derde sokan şehvetlerin esası batın ve ferc şehvetidir. İnsanın insanlığı da yani şahsiyetinin kazanabilmesi bunlara hâkim olmasındadır. Eğer bu ikisine hâkim olmazsa, şahsiyetini kazanmış olmaz. Oruç ise, evvela bu ikisini kırar.

Bunun için Peygamber Efendimiz, nefisleri azgın olanlar hakkında şöyle buyurmuştur:

''Oruç tutsun, çünkü orucun büyük bir hüsn-i tesiri vardır!''

Oruç tutmayan sabretmesini bilemez, nefislerini frenleyemez!

Yine haberde varid olduğuna göre; ''Cenâb-ı Hak nefsi yarattı. Ona şöyle dedi: ''Ben kim, sen kim?'' Nefis şöyle dedi: ''Ben benim, sen Sensin!'' dedi. Sonra Allah nefsi 100 sene cehennem ateşi ile azaplandırdı ve sonra çıkardı. Tekrar, ''Ben kim, sen kimsin'' dedi. Nefis evvelki gibi cevap verdi. Sonra yine soğuk cehenneme attı. 100 sene azaplandırdı ve çıkarttı. Tekrar sordu: ''Ben kim, sen kimsin?'' aynı cevabı alınca üçüncü kez açlık cehenneminde 100 sene azaplandırdı. Tekrar çıkarttı ve sordu. ''Ben kim, sen kim?''. Nefis hemen ikrar etti: ''Ben kul, sen de Rabb!''

İşte nefis ancak açlıkla ıslah olunup yola getirilir.

Yine bir hadis-i şerif'te ''Oruç, ateşten koruyan bir kalkandır!'' diye varid olmuştur. Nitekim Cenâb-ı Allah, bir hadis-i kudsî'de, ''Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ancak Ben veririm!'' buyurmuştur.

Bir hadis-i nebevî'de, ''Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ateşten azatlık!'' diye vasıflanan şehr-i Ramazan’ın en mübarek bir gecesi, Kur’an’ın nazil olmasına da başlangıç olmuştur.

Müslümanlar, bu hadis-i nebevi'nin feyiz ve bereketinden faydalanarak evleri rızıklarla dolup taşmıştır. Onun için bu mübarek ay rahmet ayıdır, Kur’an ayıdır, mağfiret ayıdır, günahların bağışlanması ayıdır, ateşten de azad olma ayıdır, saadet ayıdır, selamet ayıdır!

Peygamberimiz'in şu hadis-i şerif'le oruca halellik gelmemesi için ümmetini gıybetten, dedikodudan uyarmaktadır:

''Ben oruçluyum diyorsun, halbuki kardeşini çekiştiriyorsun!''

''Orucun gelmesiyle bütün hayırlar bir araya geldi, Onda Kur’an okumak, Allah’ı anmak, hamd ve tesbih vardır. Nefis onda sözle ve işlerle meşgul olur, gündüz oruç tutmak, gece de Teravih vardır!''

Tefsirlerin beyanına göre oruç, Hz. Âdem ile itibaren bütün ümmetlere yöneltilmiş mübarek bir ibadettir. Sonraları Yahudiler ve Hıristiyanlar, mükellef bulunmuş oldukları oruçların günlerini, sayılarını ve şartlarını değiştirmişler. Bunun adına da perhiz ve bir takım adlar altında törenler meydana getirmişlerdir. Onun için Ümmet-i Muhammed’e hitap edilerek:

''Ey Mü’minler! Size farz kılınan oruç sayılı günlerdir. Yani senenin her günü değil! Ya nedir? Senenin günlerine nazaran az ve sınırlı olan günlerdir. Bir aydan ibarettir. O da ya 29 gündür, ya da 30 gündür. Tutulamayacak kadar çok güçte değildir. Mazeretleriniz de gözetilerek, bu güzel bir ibadet olan oruç meşru kılınmıştır. Hem de sıhhat ve afiyetiniz düşünülerek, bu oruç günlerinde, yani Ramazan ayında, sizden her kim hasta olur, bir sefer üzerinde bulunursa, tutamadığı günleri adedince diğer günlerden, yani iyi olduğu ve seferden döndüğü günlerden, aynı günler adedince orucunu tutar.

Külfet-Nimet-Devlet!

İslam’ın Devleti ise dünyanın en büyük nimetidir! Binaenaleyh sizler (eğer) bu hakikatı (bilirseniz) orucunuzu bir an evvel tutarsınız, orucun faydalarına nail olursunuz.

Ayet-i Kerime’deki, ''Yütikune'' kelimesi if’al babından ve ''İtaka'' mastarından fiil-i muzari’dir. Mazisi de ''Etâka''dır.

''Tavvaka'', ''Yutavviku'', ''Tavviken'' olarak da tef’il babındandır.

''İtaka'', takat ve tavk’tandır. Tavk, ''Tâ''nın medhi ile takat, ''Tâ''nın zammi ile de boyna taklılan gerdanlık veya ağır bir demirdir.

Orucun bir çok çeşitleri vardır:

Farz olan oruçlar: Ramazan ayı orucu, edası ve kazası gibi.

Keffaret oruçları: Bunlar da farzdır. Savm keffareti, katl keffareti, zihar keffareti, yemin keffareti diye tutulan oruçlar gibi.

Vacib oruçlar: Bunlar adak oruçlardır.

Haram oruçlar: Ramazan bayramının ilk günü ile, Kurban bayramının 1., 2., 3. ve 4. günlerinde tutulan oruçlardır.

Mekruh oruçlar: Muharrem ayının yalnız onuncu günü veya haftanın yalnız Cuma veya Cumartesi günleri tutulan oruçlardır.

Orucu yemek kimler için caizdir?

1- Hasta olduğu zaman;

2- Yolcu olduğu zaman;

3- Şeyh-i fani; Yaşı çok ilerlemiş, takadı yok, gücünü kaybetmiş, malî durumu iyi ise, her gün için bir fitre (fidye) verir;

4- Gebe kadın ile emzikli kadın; Kendine veya çocuğuna tehlike olursa, yer sonra kaza eder;

5- Hayız gören kadın; Adet günlerinde ne namaz kılabilir, ne de oruç tutabilir. Yalnız orucunu kaza edebilir, temiz halinde.

Ramazan gününde, bile bile gıda maddelerinden birini veya ilaçlardan birini yerse veya içerse veyahut cinsî münasebette bulunursa orucu bozulmuş olur. Hem kaza bir gün, hem de keffaret lazım gelir. (60) altmış gün, iki ay aralıksız tutacak. Ona ceza olsun diye!

Oruç ve Sağlık:

İnsanın vücudunda 11 ayda biriken bir takım illetler ve hastalıklar ile vücut da hasıl olan meydana gelen bulanıklık, kir ve katılık Ramazan ayında tutulan oruç ile def edilerek, hem dünyevî hem de ibadet olma yönünden uhrevî bir takım faideler mevcuttur. Ahirette dahi ecir ve sevaba vesiledir. Oruç sebebiyle vaki olan himyenin-diyetin, perhizin mideyi daha iyi hale getirmekle vücudun sıhhatına hizmet etmektedir. Bunu tıp ilmi de ispat etmiştir.

Aynı zamanda Peygamberimizin, ''Mide hastalık merkezidir, az yeme de her ilacın başıdır!'' bu sözünü de tasdik etmektedirler. 1442 sene önce söylenen bu söz de tazeliğini muhafaza etmektedir.

Yalnız, oruç perhiz olarak değil de, sırf Allah’ın emrini yerine getirmek ve O’nun rızasını kazanmak için tutulur.

Orucun bir çok fayda ve hikmetleri vardır:

Ferdî ve şahsî faydalar: Oruç sağlığı korur.

İçtimaî ve sosyal faydalar: Oruç bereket ve bolluk getirir. Oruç ayı bir neşe ayıdır. Emri yerine getirmenin mutluluğu vs.

Ramazan ayı hilali ile ilgili hadis-i şerif’ler:

''Hilali gördüğünüzde oruca başlayınız. Hilali gördüğünüzde iftar ediniz. Şayet havada bulut veya duman olup da hilali göremezseniz Şaban’ı veya Ramazan’ı 30’a ikmal ediniz!''

(Buhârî, Müslim, Neseî)

Hadis-i şerif’in beyanına göre, şer’î olan esas, ölçü nedir?

''Orucun başlangıcı da, bitimi de hilalin görünmesi veyahut ayın 30’a tamamlanmasıyladır!''

''Ramazan geldi, Ramazan gitti demeyiniz. Ramazan ayı geldi, Ramazan ayı gitti, deyiniz. Çünkü Ramazan Allah’ın isimlerinden bir isimdir!'' (Buhârî, İman ve Savm; Müslim, Sıyam; İbn-i Mâce, İkame-Siyam; Ebu Davud, Ramazan)

''Ay 29’dur. Görmedikçe tutmayın ve görmedikçe yemeyin. Eğer üzeriniz bulutlanırsa miktarını hesap ediniz!'' (Buhârî, Savm; Müslim, Siyam; Ebu Davud, Savm; Neseî, Siyam; Darimi, Savm; Muvatta, Siyam; Ahmed bin Hanbel)

''Hilali görünceye kadar oruç tutmayın. Üzeriniz bulutlanırsa 30 günü ölçü yapınız!'' (Buhârî, Müslim, Neseî, Muvatta, Ahmed bin Hanbel)

''Hilal görüldüğü için tutunuz ve görüldüğü için bozunuz. Eğer sizinle hilalin manzarası arasına bir bulut veya pus girerse 30’u sayınız!'' (Müslim, Tirmizî, Darimi, Feyz’ül-Kadir)

''Ramazan’ı göründüğü için tutunuz. Eğer aranıza bir bulut veya sis girerse, Şaban ayının sayısını otuza tamamlayınız. Ramazan’ı Şaban’dan bir gün oruç tutmakla karşılamayınız!'' (Ebu Davud, Neseî)

''Yani ay kâh 30 ve kâh 29 olur. Görürseniz tutunuz, görürseniz bozunuz. Eğer bulutlu olursa, 30’u sayınız!'' (Müslim, Buhârî, Ebu Davud, Neseî, İbn-i Mâce, Ahmed bin Hanbel)

Sahur yemeği berekettir!

Sahura kalkmak, sahuru geciktirmek, iftarı acele etmek müstahabtır. Peygamberimiz; ''Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır!'' (Buhârî, Savm; Müslim ve Tirmizî)

''Üç şey peygamberlerin ahlakındandır: 1- Orucu acele açmak, 2- Sahuru geç yemek, 3- Misvak kullanmak!'' buyurmuşlardır.

''Sahur yemeği yemek berekettir. Bir yudum su ile de olsa onu terketmeyiniz. Şüphesiz sahur yemeği yiyenleri Allah-û Teâlâ mağfiret eder, melekler de onlar için istiğfar ederler!''

(Ahmed bin Hanbel)

''Bizim orucumuz ile kitap ehlinin orucu arasındaki fark sahur yemeğidir!'' (İbn-i Mâce, Siyam) buyurmuşlardır.

Sahur yemeği ise, insana oruç için kuvvet verir. Seher vaktinde yenecek yemeğe ''Sahur yemeği'' denir. Seher vakti ise, ikinci fecirden biraz öncesine kadar olan vakittir. Sahur yemeği ile ilgili çok faydalar vardır, feyiz ve bereketi boldur. Bir de o vakitte teheccüd namazı kılınır. Onun da feyzi ve bereketi, ecri ve sevabı da çoktur.

Ramazan orucuyla ilgili fıkhi meseleler:

Oruçlu kimse cünüp olarak sabahlaması veya gündüzün uyuyup ihtilam olması orucuna zarar vermez. Oruçlu kimsenin gül ve misk gibi kokuları koklaması da mekruh değildir.

Unutarak bir şey yemek ve içmek veya cinsel ilişkide bulunmak orucu bozmaz. Çünkü unutma ve yanılma ile yapılan işler bağışlanmıştır.

Çocuklar için oruç tutmak namaz gibidir. Bunun için on yaşında bulunan bir çocuğa oruç tutması emredilir, tutmazsa hafifçe dövülebilir. Bununla beraber tutmazsa, kaza etmesi gerekmez. Bir de çocuğun oruca gücü yetmelidir. Oruçtan zarar görecek olan çocuğa, ''Oruç tut!'' diye emredilmez. Fıkıh kitaplarımızda kaydedilmiştir.

Oruçlu kimse istinca ederken, yani büyük abdesten sonra taharet ederken, dikkat etmesi lazımdır.

Oruçlu için mekruh olup-olmayanlar, orucu bozan ve bozmayanlar, kazası gereken ve gerekmeyenleri, bir de keffareti gerektiren ve gerektirmeyen meseleleri fıkıh ve ilmihal kitaplarından öğrenilebilinir.

Yine bir hadis-i şerif’te, ''Her şey için bir zekât vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur. Oruç da sabrın yarısıdır!'' buyrulmuştur.

Rabb’imiz mübarek Ramazan ayının feyzinden, bereketinden bizleri mahrum etmesin. Gelin hep birlikte bu ayı en güzel şekilde ihya etmeye çalışalım. Kazanılacak bir aydayız hem de her yönüyle.

Ramazan ayını; Günah ve hatalarımızdan arınmamıza; maddî ve manevî kirlerden temizlenmemize, kardeşlik ruhunu yeniden tesis etmeye vesile kılalım. Kulluğumuzu ve davaya bağlılığımızı bir kez daha gözden geçirelim.

Muhammed Metin Müftüoğlu (Kaplan) Hocaefendi

1 Ramazan 1442 - 13 Nisan 2021