..............

m 201

TR AR  DE

Zorlu günlerin reçetesi: Dua, Teslimiyet, Tevekkül ve Sabır!..

Bu dava hak, hak olduğu kadar çetin, çetin olduğu için herkes omuzlayamaz.

Belki de hakkı hak yapan yönü budur! Hakk’a teslimiyet gösterenler ancak bu davayı omuzlayabilir.

Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle; ’’Bu dava yüce bir davadır; Cüce insanlar yüce davayı omuzlayamazlar!’’

Gayesi hak, yolu hak ve metodu hak olanlar bu davayı ebedî sahiplenebilir.

Maddeye kul, nefse kul ve dünyaya kul olanların davası ebedileşemez. Benzini bitmiş araba gibi kalır yolda. Bu insanlık tarihiyle başlamış ve hep böyle olmuştur.

Adı üstünde hak, gerçek gerçeğin ta kendisi, batıl olan her şeyin üstü, her türlü zorluğa göğüs germiş ulvi, yüce, evrensel dava. Böyle bir davaya kendisini adayan kişi, sahiplendiği davanın önünde olabilecek dünyevî iniş-çıkışları aşabilmeli, en azından sabır ve tevekkülü kendisine düstur edebilmeli.

Zira teslimiyetsiz, tevekkülsüz ve sabırsız olanlarla davanın önündeki engeller büyük, aşılmaz, geçilmez görünür. Öyle olunca ümitsizlik, yorgunluk ve yılma başlar ve başlatılan dava yarıda kalır. Ama davanın ilâhî bir dava, bu yolda ilâhî yardımın er-geç tecelli edeceğine inanarak yürüyenler, aşkla ve ümitle önündeki engelleri aşacak ve nihaî hedefe kavuşacaktır, tarih bunların şahitleri ile doludur.

Binaenaleyh, içinde bulunduğumuz davanın böyle bir aşamada olduğunu müşahede etmişizdir.

Başta muhterem Halife’mize yönelik Emperyalist sömürgecilerin ve işbirlikçi Kemalistlerin giriştikleri sinsi oyunlar; devletimize ve cemaatımıza karşı olmaları, hareketimizin yasaklanması davanın haklılığını ve çetinliğini ortaya koymuştur.

Bu olay, davanın yerini, kadrini, kıymetini, taşıdığı önem ve ehemmiyeti bildirmiştir inanan ve inanmayanlara.

Hak görünmeye çalışan bazı davaların arasından seçilip, gerçek yerini ve hüviyetini kazanmıştır, Allah’ın ve insanların nazarında.

İşte bu zorlu günleri aşabilmenin reçetesi, dua, teslimiyet, tevekkül ve sabırdır!

Bir de olmazsa olmaz olan bir husus var ki, o da üstlerimize itaat; birbirimizi (cemaat fertlerini) Allah için sevme ve fitnelere, yalan ve iftiralara mahal vermemektir.

Bu reçeteye uyulduğu takdirde, Allah’ın yardım ve zaferine kavuşulacaktır.

Yeter ki, bizler üzerimize düşeni samimiyetle yapalım, tevekkül ve sabrımızı gösterelim. İşte o zaman düşlediğimiz ve beklediğimiz günler bizim olacaktır inşaallah!