..............

m 201

TR AR  DE

LAİKLİK

Laiklik dendiği zaman, Türkiye’de dengeler değişiyor, insan bir başka şekle giriyor, adeta akan sular duruyor. „Vay efendim sen gelişmeyi istemiyorsun, sen hâlâ gerici kafasın, çağa ayak uydurmak lazım, bizler de dini camiye hapsedelim dünyamıza bakalım“ vs.

Daha nice aklımıza gelebilecek ve karşılıklı atışmalara sebep verecek ve asla gelmeyecek bir kargaşaya sürüklenecek ve sonunda herkes işine-gücüne bakacak.

İşte böyle bir kelimeyle Türkiye doksan seneden beri (1924 anayasasındaki değişiklik ile) çalkalanıyor.

Biz de bu kelimeyi bu yazımızda işleyeceğiz ama sonuç bitecek mi? Yok! Böyle gidildiği müddetçe daha çok yazılacak ve konuşulacak.

Neyse biz mevzumuzun başına dönelim:

Bu laiklik meselesi, bir devlet meselesi olup, bir sistem mevzuudur. Zira fertler laik olmaz, devlet laik olur.

Kendini din mevzuundan sıyırmış, tamamen dünyalık menfaatlere ve hevesi (şeytanî) beşerî düşünceyle ortaya çıkan bir sistemdir. Çok târifi vardır bu kelimenin.

Başka bir ifade ile laiklik, dinin devletten ayrılması, din kendi kurumunu kuracak, devlet kendi kurumunu kuracak. Dolayısıyla laiklik, „din“sizliktir. Yani laik devletin dini tamamen beşerî düşüncedir.

Dinî sisteminki ise, din, Allah tarafından vaz edilmiş ilâhî bir kanundur. Dolayısıyla beşerî düşüncenin dayanağı ve kaynağı, onun verilerini uygulamak ve onun anlatımını yapan elçisinin aydınlattığı doğrultuda hareket etmek. İşte böylesi bir devlet dinsiz olamaz.

Bu noktada Rahmetli Halife’miz Cemaleddin Hocaoğlu „Saadet Devrine Dönüş“ (Mesajlar kitabı) başlıklı yazısının yedinci maddesinde bu mevzuyu şu şekilde ele almıştır:

„Sistem (Devlet Şekli): Bugüne kadar süregelen ve bugün tatbik edilmekte bulunan beş çeşit sistem tespit ettim:

1- Devlet idaresinde dine asla yer vermeyen, bununla da kalmayıp dine düşman olan ve dini yok etme gayreti içinde bulunan bir devlet şeklidir. Komünist devletler bunun örneğidir.

2- Dine, devlet yönetiminde yer vermeyen ve fakat dine düşman olmayan, dine müdahale etmeyen devlet şekli ve sistemi. (Avrupa laik devletleri bunun örneğidir.)

3- Devlet idaresinde dine yer vermeyen, söz hakkı tanımayan fakat dini emri altına alıp dine baskı yapan devlet şekli ve sistemi. (Buna da misal laik Türkiye devleti)

4- Devlet idaresinde dine yer veren, tâlimatını dinden alan ve fakat dini temsil eden makamın siyasetin ve icra makamının emrine veren bir sistemdir. (Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı İdare sistemleri bunun örneğidir.)

Bilhassa bu durum Osmanlı’larda çok bariz bir şekilde kendini gösterir. Padişah, hükümdar, Sultan veya hükümdar ismini alan zat, genellikle siyaset ve icra makamını temsil eder. Devlet bünyesinde „Şeyh’ül-İslam“lık makamı ihdas edilir ve bu makama Şeyh’ül-İslam, icra makamının zirvesinde bulunan padişah tarafından tayin edilir, gerektiğinde azledilir. Yani siyaset ve icra makamı üstte, dini temsil eden makam altta ve onun emrinde.

5- Devlet idaresinde dine yer veren ve tamamen dinî hâkim kılan, siyaset ve icraatı tamamen dinin emrine veren bir sistem ve bir devlet şekli. (Hulefa-i Raşidin devri bunun örneğini teşkil eder.)...“

Laiklik’i bir erdem (!) ve dinlerin teminatı (!) olarak görenler laiklik sözünün altında yatan -özellikle Türkiye’deki- despotluğu, diktatörlüğü ve putperestliği iyi araştırsınlar.

84 yıldır putperestlik merasimleri düzenleyen T.C yetkili makamları da kendilerini yukarıdaki şekillerin hangi bölümü içinde olduklarını gözleri ile görsünler ve tevbeye gelsinler!