..............

m 201

TR AR  DE

KADINI YÜCELTEN İSLAM’DIR!..

„Ey insanlar! Rabb’inize karşı gelmekten sakınınız. O Rabb ki, sizi bir tek şahıstan yarattı. Eşini de o şahsın bir parçasından meydana getirdi. İkisinin birleşmesinden de sayıları çok erkekleri ve kadınları (dünyaya) yaydı.“ (Nisa Suresi; Ayet, 1)

İslam öncesi kadının durumu:

Eski Hint toplumunda kadın; evlenme, miras ve diğer hususlarda hiçbir hakka sahip değildi. İnançlarına göre kadın, kasırga, ölüm, zehir ve yılandan daha kötü bir varlık olarak gösterilirdi.

Buda, kadınların Budist toplumu için çok tehlikeli bir varlık olduğunu belirtmiştir.

Eski Yahudi toplumunda ailenin tek hâkimi erkekti. Kızlar, babalarının evinde bile birer hizmetçi durumundaydılar. Babaları, onları satabilirdi. Mirastan pay alma hakları yoktu.

Eski Yunan’da kadın; pis bir varlık sayılıyor, şeytanî varlıklardan biri kabul ediliyordu.

Eski Roma’da da kadının hiçbir hakkı bulunmuyordu. Kadın mal ve mülkün bakıcısı yani hizmetçisi olarak görülürdü. Evlilikten tek gayeleri erkek çocuk sahibi olmaktı.

Hatta konuşmaması için kadının ağzına kilit bile vurmuşlardır.

Eski Fars toplumunda kadının itibarı çok düşüktü. Kız kardeş ve anne olmanın saygıya değer hiçbir yönü yoktu. Kız kardeşlerle evlenmek serbestti.

Arap Yarımadasında da; kadın değerini kaybetmiş, şerefini yitirmişti. Kadın zevk aleti kabul ediliyor, eşya gibi pazarlarda satılıyordu. Kişi karısını istediği zaman boşar, istediği zaman öldürürdü. Kız çocuklarının hali daha da feci ve korkunçtu. Bu çocuklar hor görülür, diri diri toprağa gömülürdü.

Eski Çin’de de erkek çocuk makbul olup, kadın insan dahi sayılmazdı. Bu yüzden kız çocuklarına isim dahi verilmeyip doğum sırasına göre bir, iki, üç diye çağırılırdı. Kız çocuk ise, ’’domuz’’ gibi hakaret ifade eden bir sözle anılırdı.

İngiltere’de 11. asra kadar kadın kocalarının malı durumundaydı. Kocaları isterse onları satabilirlerdi. Kadın murdar bir varlık sayıldığından İncil’i okumak şöyle dursun, ona el bile süremezdi.

Bu uygulama 16. Asra kadar devam etti.

Fransa’da Miladi 586 yılında yapılan bir toplantıda kadından bahsedilir. Kadın insan mıdır, değil midir? diye münakaşası bile yapılmıştır.

Avrupa’da Osmanlı’nın İslam dininden kaynaklanan adalet ve ahlakının revaç bulup kabul görmesine kadar kadınların ve kızların bu ikinci-üçüncü sınıf perişan halleri devam etmiştir.

Şimdi Hanım kardeşlerime şunu söyleyebiliriz:

Böyle bir âlemde durumunuz perişan iken İslam dini, bu dinin büyük Kitab’ı Kur’an-ı Kerim ve bunları tebliğe memur edilen Hz. Muhammed (s.a.v.) geliyor. Kadının da insan olduğunu, Allah’ın kulu olduğunu, dinî sorumluluk taşıdığını, erkekler gibi dindar olabileceğini, ibadet yapması lazım geldiğini, ahirette dirilip hesaba çekileceğini ilan ediyor, dolayısıyla hak ve hürriyete sahip olduğunu bildiriyor!..

Hanımlar; dinimizin beyanına göre, sizler eşya değilsiniz, hayvan değilsiniz, şeytanın eseri değilsiniz, erkeklerin köleleri, hademeleri değilsiniz. Sizler insan türünden ve insansınız.

İnsan neslinin türemesinde, yayılmasında, yaşamasında ve devamında rolü olan iki unsurdan birisiniz. Erkekler baba iseler sizler de annelersiniz.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bazı milletler sizlere din hürriyeti, vicdan hürriyeti, mülk edinme hürriyeti tanımazlarken, dinî eserleri okumayı bile sizlere yasak ederlerken, İslam dini ne yapmış? Erkeklere tanıdığı hürriyetleri sizlere de tanımıştır. Onlara hayat hakkı, mülkiyet hakkı tanıdığı gibi sizlere de bunları tanımıştır. Erkeklerin, salih, güzel amel ve ibadetlerinin mükâfat ve sevaplarını görebilecekleri ve cennete girebilecekleri gibi, sizlerin de aynı şeylere sahip olabileceğinizi, cennete girebileceğinizi de bildirmiş ve beyan etmiştir.

Yine mübarek dinimize göre; erkekler iman nuruna, İslam şerefine erebilecekleri, güzel sıfat ve temiz ahlaka sahip olabilecekleri gibi, aynı nura sizler de sahip olur, aynı şerefe ulaşabilirsiniz, temiz ve güzel vasıflarla süslenebilirsiniz, ahlakî fazileti taşıyabilirsiniz.

Kur’an-ı Kerim de Ahzab Suresi’nin 35. ayeti her iki tarafı da aynı sıfatlarla sıfatlandırıyor, övüyor, aynı hükme bağlıyor.

Kadınlara, kızlara değer vermeyenler, İslam’ı gereği gibi bilmeyen cahillerdir. Dinini bilen bir Müslüman, kadına ve kız çocuklarına layık olduğu değeri verir. Peygamber Efendimiz; ’’Kadınlara ancak, asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağı kimseler hor görür.’’ Buyurmaktadır.

Kadına dayak atmak evlilik değildir; kadına el kaldırmak erlik değildir!

İslam’ın Peygamberi; Kadının anne olduğunu hatırlatıyor ve ’’Cennet annelerin ayakları altındadır’’ diyerek, ebedî yurdumuz olan cenneti annelerimizin ayakları altına seriyor.

Önce Anne sonra baba hakkı:

“Ey Allah’ın Resûlü! Kendisine en iyi davranılması gereken kimdir?” şeklindeki bir suale Resul-i Ekrem: “Annen, sonra annen, daha sonra yine annen, sonra baban!” buyurmuştur. (Müslîm)

Kız çocuklarını uğursuz olarak gören ve onları diri diri gömen bir toplumu ıslah eden Allah’ın Resulü şu sözleriyle bütün bir dünyaya en güzel cevabı veriyordu:

’’Allah-û Teâlâ’dan hayırlı evlat istedim. Bana kız çocukları ihsan etti.’’

’’Kız çocuklarını hor görmeyin; çünkü ben de kızlar babasıyım.’’

’’Beşerî sistemler hiçbir zaman kadınlara gereği gibi hak ve hukuk vermemiştir ve veremez de! Esasen; Kadınlara değer veren, onların hak ve hukukunu savunan yegane nizam, İslam nizamıdır!’’