..............

m 201

TR AR  DE

Veda Hutbesi’nden Kadına Bakış

Biz gitgide kendi eksenimizden kopuyoruz! Kendi eksenimizden koptukça hayat kaynaklarımızdan da kopmaya başlıyoruz!

Avrupalı toplumlara benzemekle kendimiz kalmak arasındaki tereddüt ve kimi zaman çatışmalar, ayaklarımıza vurulan prangaya dönüşüyor.

Macera, Tanzimat öncesinde başladı (1800’lü yıllarda), Tanzimat’la „müseccel“ hale geldi. O gün bugündür yarı batılı, yarı doğuluyuz; Ne tam batılıyız, ne tam doğulu! Ne bütünüyle Müslüman, ne de başka bir şey! Her alanda ve her anlamda gelişen arabeskleşme, şuurumuzu alabora etti. Alabora olan şuur kırıntıları ve el yordamıyla kimliğimizi arıyoruz. Her duvara toslayışımız yeni bir hicran, yeni bir çığlık...

Ailelerden çığlık sesleri eksik olmuyor!..

Ailedeki huzursuzluklar zaten yozlaşan ve yozlaştıkça da zorlaşan cemiyet hayatımızın üzerine tuz-biber ekiyor, hayatımız cehenneme döndü!..

Kendi değerlerimize oturacak bir barış ortamına şiddetle muhtacız. Bu barış aileden başlarsa kalıcı olur. Ama ya çerçevesi, çerçevesi ne olacak?

Bence Resul-i Zişan Efendimiz’in Veda Hutbesi’nde billurlaşan „manifesto“ çerçevesinde gerçekleşebilir:

Yani, „Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır!“ cümlelerinde ifadesini bulan temel çerçevede...

Bu çerçeve kadın-erkek arasında her şeyden önce karşılıklı sevgi ve saygı gerektiriyor. Acaba kaçımız kadınımıza yüreğimizden gelen bir sevgi ve saygıyla yaklaşabiliyoruz?

Kadını „bulaşıkçı“, „temizlikçi“, „çamaşırcı“ ya da „çocuk bakıcısı“ gibi görmek yerine, önce „insan“ olarak görmekten, sonra „kadın“ olarak, „anne“ olarak, sevgi ekseni, duygu yumağı olarak görmekten, hayat ve ahiret arkadaşı olarak görmekten, en önemlisi de ümmet olarak görmekten söz ediyorum. Oysa biz onları hem „teferruat“ gibi görüyor, hem de ağır işler yüklüyoruz!

Vaktiyle Gazi Üniversitesi Meslek Eğitim Fakültesi Aile Ekonomisi ve Eğitimi Ana Bilim Dalı öğretim görevlilerinin gerçekleştirdikleri bir araştırmanın sonuçlar çarpıcı.

Buna göre ev hanımları, 2 saat 22 dakikası mutfağa, 2 saati çamaşıra-ütüye, 1 saat 30 dakikası çocuk bakımına, 30 dakikası diğer aile bireylerinin bakımına, 1 saati temizliğe, 45 dakikası alışverişe olmak üzere günde 8 saat 32 dakika çalışıyorlar...

Üzüldüğüm en temel nokta, çocukla iletişim kurmak için annelerin fazlaca zamanlarının kalmamış olması! Erkekler zaten çok meşgul, okullarda ise hiç hayır yok! Peki, çocuklarımızı kim yetiştirecek?

Kadınımız bulaşıkçımız değil, temizlikçimiz değil, çamaşırcımız hiç değildir!..

Kadınımız iş ortağımız değil, işçimiz değil, çırağımız değildir!..

Kadınımız hizmetçimiz değil, cariyemiz değil, heves odağımız değildir!..

Kadınımız dert ortağımızdır, neşe kaynağımızdır, en yakın dostumuz, can ciğer arkadaşımız, en güvenilir sırdaşımızdır!..

Kısacası, erkek asıl, kadın detay değil; „İnsan“ olarak, kadın ve erkek, hayatın temel unsurlarıdır. Sıkıntıları-sevinçleriyle tüm hayatı birlikte paylaşırlar!..

Kadının (Havva anamız) erkekten (Adem babamız) birkaç saat, birkaç gün, birkaç hafta ya da birkaç ay sonra yaratılmış olması erkekleri imtiyazlı yapmaz. Çünkü kadının „kadınlık“ ve „annelik“ sıfatı bu açığı kat kat kapatıyor.

Şimdi söyler misiniz lütfen, erkek dostlar; Resul-i Zişan Efendimiz’in üzerinize „hak“ kıldığı eşinizi gerçekten seviyor musunuz? (Seviyorsanız neden dövüyorsunuz?)

Sevgi duygusu, insana, kendi içinde tutsun diye verilmedi: Allah eksenli sevgisini yakınlarından başlayan bir sıra içinde herkesle paylaşması için verildi.

Unutmayın: Sevgi paylaşıldıkça artar!

Ve siz hanımefendiler!

Ailenizin çevresinde her gün bir sevgi ve saygı halkası örmeye çalışın! İnanın ki, kadın olarak örebileceğiniz en güzel örgü budur!

Resulullah, Veda Hutbesi’ni bundan 1398 sene önce 8 Mart 623’te okumuştu!

Veda Hutbe’si, sekiz-dokuz paragraftan ibaret bir metindir. Bu kısa metnin iki paragrafında „kadın“dan söz edilmesi, İslam’ın (ve İslam Peygamberi’nin) kadına verdiği değeri gösterir!

Yoksa günümüzde yapıldığı gibi, sadece senenin belirli bir gününde kadınların anılması, belirli günlerin „Kadınlar Günü“ diye tanımlanması, günümüz emperyalistlerinin bir oyunudur