..............

m 201

TR AR  DE

Medrese-i Yusufiye’den Tebliğ Mahiyetinde Mektup...

PAPA FRANCİS’A BASIN YOLUYLA AÇIK MEKTUP!..

Besmele, hamdele ve salveleden sonra...

Başta Papa olmak üzere tüm mabed iarecilerine sesleniyor ve diyoruz ki;

Allah (c.c.) rahmet Rabb’idir! Kur’an rahmet kitabıdır! İslam rahmet dinidir!

Hz. Muhammed (s.a.v.) rahmet peygamberidir! Ümmet-i Muhammed olan biz de rahmet ümmetiyiz!

Sizleri Allah’a gereği gibi kul olmaya, Kur’an’a, Hz.Muhammed’e ve İslam dinine inanmaya davet ediyoruz!

Bu davet edişimiz, Kur’an’ın bir emri, sizlere olan merhametimizin bir neticesi, insanî mesuliyetimizin bir gereğidir. Ve dolayısıyla dünya hayatında hakkın hâkim olmasının insanlar arasında adaletin teessüs etmesinin bir neticesi. Acele etmek gerekir, çünkü ölüm her an kapıyı çalabilir!

RAHMETLER:

Kur’an-ı Kerim aynı zamanda bir rahmet kitabıdır ve rahmetle doludur. Rahmet ve merhametle biter, Besmele’yle başlar ve Rabb’ülâlem’ini tavsif ve taltif ederek Allah (c.c.)’a hamd eder.

Hz. Muhammed (s.a.v)’in bütün âlemlere rahmet peygamberleri olarak gönderildiğini bütün bir dünyaya duyururuz. İşte ayet:

‘’Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik!’’ (Enbiya; 107)

Hz. Âdem (a.s.)’la başlayan İslam dininin ve O’nun kitabının birer rahmet ve birer hidayet kaynağı olduğunu emr-i mâruf yani tebliğ yapan ümmetinin hayırlı bir ümmet olduğunu bütün bir dünyaya ilan eder:

’’Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız!’’

(Âl-i İmrân; 110)

Kur’an’da geçen rahmet kelimesinin ve bu kökten gelen lafızlarının sayısı 342 civarındadır.

İşte Fatiha Suresi ve birkaç ayet-i celile:

‘’Hamd âlemlerin Rabb’i Allah’a mahsustur. O Rahman’dır (yani dünyada bütün yarattıklarına merhamet edendir). Din gününün (yani hesap gününün) tek sahibidir. Ey Rabb’imiz yalnız Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet; kendilerine lütfundan nimet verdiğin iyi kimselerin yoluna, geçmiş dinlerde olduğu gibi kendilerine gazap edilmişlerin ve sapıkların kine değil Ya Rabb’i!’’

(Fatiha Suresi)

‘’Allah tarafından Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gelen işte bu kitaptır. Bunda asla şüphe yoktur. Bu kitap, sakınanlar için bir hidayet kaynağıdır ve ta kendisidir.’’ (Bakara; 1-2)

Başka bir ayet-i kerime:

’’İşte ya Rabb’inizden size açık bir delil, doğru bir yol ve bir rahmet gelmiştir!’’ (En’am; 157)

Başka bir ayet-i kerime:

’’Biz onlara öyle bir kitap getirdik ki (yani Kur’an), iman edecek herhangi bir kavme doğru yol ve rahmet olmak için onu tam bir ilim üzere hükümlerini genişçe açık aldık!’’ (Araf; 52)

’’De ki: Ben ancak Rabb’imden bana vahyedilene uyarım. Bu Kur’an Rabb’inizden gelen açık delillerdir. İman edecek bir toplum için yol gösterici ve rahmettir!’’

(Araf; 203)

HAK VE HAKİKATLARI TANIMA:

İnsanoğlu, rahmet kitabı olan Kur’an sayesinde gerçek manada hayatın manasını, dünya ve ahireti, kendi şahsiyetini ve bu arada diğer peygamberler yanında Hz. Musa (a.s.) ile Hz. İsa (a.s.)’ı ve yine bu arada diğer semavî kitapların yanında Tevrat ve İncil’i tanıma fırsatını bulur. İşte böyle bir kitabı okumaya, tahkik ve tetkik etmeye ve neticede iman edip Müslüman olmaya sizleri davet ediyoruz!

Ve şimdilik rahmet Peygamber’i Hz. Muhammed’in Hıristiyanlık dinine bağlı olan ve aynı zamanda Habeşistan devlet reisi buluna Necaşi’ye yazmış olduğu davet mektubu sizlere de bizlere de ölüm gelip götürmeden basın ve yayın yoluyla duyuruyor ve tebliğ ediyoruz:

”Rahman ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle! Allah’ın Resulü Muhammed’den Habeşistan hükümdarı Necaşi Asham’a!

Senin daima selamet içinde olmanı diliyorum. Sana olan nimetinden dolayı Allah’a hamd ve sena ediyorum. O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Melik O’dur. Mukaddes O’dur. Selamete erdiren O’dur. İnanıp sığınılan, güven veren O’dur. Gözetip koruyan O’dur. Şahadet ederim ki; Meryem’in oğlu İsa, Allah’ın çok iffetli dünyadan elini ve eteğini çekmiş olan Meryem’e ilka ettiği ruh ve kelimesidir ki, Hz. Meryem böylece ona gebe kalmıştı. Böylece yüce Allah onun ruhundan nefyedip yaratılmıştır. Nitekim Âdem’i de kudret eliyle ve ruhundan nefyederek böyle yaratmıştı. Ben seni de, ordularını da, milletini de bir olan, eşi ve benzeri olmaya, bana gelen Kur’an’a tabi olmaya davet ediyorum. Zira ben Allah’ın Resulü’yüm. Seni de askerlerini de aziz ve celil olan Allah’a davet ediyorum. Gereken tebliğatı yaptım, dünya ve ahiret mutluluğu yolunda nasihatimi kabul ediniz. Doğru yolda gidenlere selamlar olsun!’’

(Cüzi ifade farklarıyla bütün siyer kitaplarında bu mektup yazılıdır!)

EHL-İ KİTABA SESLENİŞ:

‘’De ki: Ey ehl-i kitap! Bizimle sizin aranızda müsavi olan bir kelimeye gelin. Allah’dan başkasına ibadet etmeyelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Ve Allah’ı bırakıp da birbirimizi rabb kabul etmeyelim. Eğer onlar bu davetten yüz çevirirlerse onlara deyin ki: ‘’Siz şahid olun, biz Müslümanız!’’ (Âl-i İmrân; 64)

Ayriyeten bu davet mevzuu münasebetiyle ve istidrat yoluyla Papa Franciscus’un, Vatikanda Ermeniler için düzenlenen ayinde yaptığı konuşmasına da değinmeden geçemiyeceğim. (Basından okuduk, yayından izledik.)

Şöyle ki;

’’20. Yüzyılın ilk soykırımı Ermeniler’e yapıldı’’ demesi, hem Osmanlı Devleti’ne ve onun nezdinde İslam’a yapılan büyük bir iftiradır. Neden? Osmanlı devleti; ’’Cihanşümul Bir Hilâfet Devleti idi, İslam Devleti’’ idi.

İslam devleti ise asla soykırıma izin vermez. İslam devleti ne sömürür ne de sömürülür. Müslüman ne zulüm yapar, ne de zulme boyun eğer!

Birkaç misal:

Kudüs’ün Fethinde:

Kudüs’ün fethini müteakip, anahtar Halife Hz. Ömer’e teslim edilirken papazın şöyle bir talebi olmuştu: ’’Bizlere ibadet hürriyeti verildi ve diğer haklar tanındı. Kilisemizi ziyaret, bize şeref verirseniz memnun oluruz!’’ diyen Papaza Hz. Ömer’in cevabı: ’’Hayır!’’ şeklinde olmuştur. ’’Çünkü, ben ziyaret edersem, Ömer ziyaret etti diye mabedinizi elinizden alabilrler!’’

Hürriyet bahşediliyor:

Fetih sonrası, (İstanbul) beldenin yerlilerine fikir hürriyeti, ibadet hürriyeti, mal ve can emniyeti veriliyor ve bu hususlar her tarafta ilan ediliyordu. Bunu gören Bizanslılar akın akın İslam dinine giriyor ve iman şerefiyle müşerref oluyorlardı.

Mâbedlere dokunulmuyor:

Kilise ve havralar sahiplerine açık bırakılıyor, gayr-i müslimlerin tâlim ve terbiyesine karışılmıyordu. Sadece Ayasofya Kilisesi (İslam’ın verdiği cevaza göre) camiye tahvil edilmiş, gerçek ibadete sahne olmuştu. Ayasofya Camii bizzat Fatih tarafından vakfa bağlanmış, kıyamete kadar gelecek nesillere emanet edilmişti. Maalesef emanete sahip çıkılmadı. Fakat Fatih İstanbul’u fethetmiş ve İslanbul’un fetih tapusu mesabesinde bulunan Ayasofya’yı cami haline getirmiş, minarelerini yaptırmış ve kendisinden sonra gelecek nesle emanet olmak üzere vakfiye hazırlamış ve demiştir ki:

„Bu benim camimi kim gayesinin hilafına kullanırsa, Allah’ın lâneti, meleklerin lâneti ve gelecek bütün nesillerin lâneti onun üzerine olsun!’’

Esas ismi; Vakıfnâmede yazıldığı gibi, ’’Fetih Camisi’’dir.

Yahudilere Kapıları Açma:

Katliama veya sürgüne maruz kalan İspanya Yahudilerine kapılarını açan ve onlara yer ve yurt veren ve o gün bugün onları sinesinde barındıran ve aradan 500 küsur sene geçtiği halde hatırası yolunda merasimler tertip edilen bu hareket İslam’ın nasıl bir din olduğunun canlı bir misalidir.

Genelleme:

Bu babda yüzlerce misal vermek mümkündür. Fakat ’’arife tarif istemez’’ kabilinden şukadarını söylemekle yetinelim:

Fetihler neticesinde birbirini tanıyan Ehl-i Kitaplarla Müslümanlar, o günden itibaren yan yana yaşamışlar, Allah’ın gönderdiği dinin gayr-i müslimlere tanıdığı haklara harfiyyen riayet etmişlerdir. Sultan 2. Abdülhamid devrinde Meşrutiyet meclisinde azınlıkların hakları görüşülürken, bir milletvekilinin: ’’Azınlıklara daha fazla hak tanımamız gerekir!’’ demesi üzerine Ermeni temsilcisi bir avukatın ayağa kalkıp, ’’Hayır! Siz bize İslam’ın tanıdığı hakları verin bize yeter!’’ demesi de bu dinin, insana haklarına be derece riayet ettiğinin açık bir tarihi bir delilidir.

İslam ve Şavaş Hukuku:

İslam savaş hukukunda kadınlara, yaşlılara, hastalara, çocuklara, ilim adamlarına el uzatma yoktur, esirlere kötü muamele yoktur. Üstelik onlara iyi ve merhametli davranma, ihtiyaçlarını karşılama ve onları rahat ettirme vardır.

İstisnai Muameleler:

Şayet bu arada, bu söylenenlerin aksi varid olmuşsa bunlar istisnaidir, İslam’ın usul ve kaidelerine uzmaz. Bunlar idarecilerin ya İslamı bilmemelerinden veya kötü niyetli oluşlarından kaynaklanmaktadır. Zira İslam’ın özünde ve yapısında bu mevcuttur. Kendisine sığınanları, bünyesinde yer verip barındırmak, onlara din hürriyeti vermek ve onları zımmi hukukuna tabi tutarak hayat hakkı tanımak!

’’Eğer müşriklerden biri, senden eman isterse, ona eman ver; Öyle ki, Allah’ın sözünü dinlemiş olsun; sonra onu güvenlik içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları sebebiyledir!’’ (Tevbe; 6)

Ayette görüleceği üzere, Müslümanlık, değil ki, Ehl-i Kitab müşriklere bile istedikleri zaman komşuluk hakkı tanıyor, sonra güvenlik içinde Kur’an ayetlerini dinlemelerine müsaade etmenin yanında yine güvenlik içinde emin bir bölgeye gitmelerine izin veriyor. İşte bu nedir? Kur’an’ın nassıyla sabit bir hükmüdür.

İşte İslam bu!

İKİ KELİME İLE İSLAM:

İslam dinindeki vazifeler yaratana tazim (saygı), yaratıklara şefkat (merhamet) esasına dayanır! İslam Devleti ne sömürür, ne de sömürülür! Müslüman ne zulüm yapar, ne de zulme boyun eğer!

Dost-düşman bütün bir dünya şunu bilsin ki; Gerçek İslami olan yönetimlerde asla ve kat’a, ’’Zulüm ve Soykırım olmaz!’’

Bu da böyle biline!...

Tebliğ ve davet bizden, hidayet ve tevfik Cenâb-ı Hakk’tan!

Hakk’a tâbi olanlara selam olsun!

Muhammed Metin Müftüoğlu (Kaplan) Hocaefendi

Medrese-i Yusufiye, Edirne

1 Receb 1426 (20 Nisan 2015)