..............

m 201

TR AR  DE

Hilâfet İslam’ın bir Emridir!

Senelerce Kemalist işgalci T.C rejimine başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapan Mason Süleyman Demirel, Kur’an-ı Kerim’in 230 ayetini inkâr ederek yürürlükten kaldırıldığını söylemişti.

Demirel, bir konuşmasında Hilâfet’in İslamî bir kurum olmadığını söyleyerek İslam’a iftira atmaya devam etmişti.

Süleyman Demirel, „Saltanat ve Hilâfet Osmanlı Devleti’nin kurumları idi. Her ikisi de T.C’nin kurumları değildir. Zaten olamazdı da... Hilâfet ise İslam dinin müessesi değildir. Bunları çok iyi bilmedikçe bugün kü bir takım tartışmaları anlamak mümkün değildir.“

Demirel, İslam’a öyle bir iftira ediyordu ki, onun bu haline kuşlar bile güler.

Hilâfet, İslam’ın müesseselerinden birisidir. Hem de en önemli meselelesidir. Biri çıkar da derse ki „Hilâfet İslam’ın müessesi değil!“, o ya çok cahildir, ya da İslam’a iftira etmektedir. Fakat laik, dinsiz bir rejimin senelerce başında bulunan Demirel gibi bir adamın bu mevzuda cahil olması mümkün değildir.

O ancak İslam’a bilerek iftira etmektedir. Sormak lazım acaba Demirel mi çok iyi biliyor, yoksa Hz. Ebu Bekir’ler, Hz. Ömer’ler ve İslam uleması mı?

Sahabe ve selef-i salihin’in sözlerinden:

Hz. Ebu Bekir (r.a.) şöyle der:

„Şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.v.) vazifesini yaptı ve yoluna devam ederek gitti. Şimdi bu dini muhafaza edecek birisine ihtiyaç vardır.“

Hz. Ömer (r.a.):

„İslam’ın varlığı ancak cemaatle mümkündür. Cemaatin idaresi ise ancak Halife ve amirle mümkündür. İmam ve amirin de başta kalmaları ancak itaatle mümkündür.“

İmam Maverdi:

„Ümmetin her türlü işlerini idare edecek bir Halife seçmeleri icma-i ümmetle sabittir.“

İmam-ı Gazali şöyle der:

„Dinin nizamı ancak dünya nizamıyla hasıl olur. Dünya nizamı da ancak, kendisine itaat edilen âdil bir imam, bir devlet reisinin mevcudiyetiyle mümkündür. Dünyada mal ve can emniyeti ancak, devletin ve kendisine itaat olunacak devlet başkanının varlığı ile mümkündür!“ (El-İktisad Fil-İtikad)

Nesefî Akaid’inde şu satırları okuyoruz:

„Müslümanlar için bir imam (devlet başkanı) zaruridir. Çünkü, şer’î hükümleri infaz etmek, had cezalarını tatbik etmek, sınırları korumak, ordular techiz etmek, zekât mallarını toplayıp müstehaklarına dağıtmak, zorbalığı, eşkiyalığı önlemek, Cuma ve Bayram namazlarını ikame etmek, ümmet arasında vaki olan ihtilafları ve anlaşmazlıkları gidermek, velisi bulunmayan küçükleri evlendirmek, ganimet mallarını taksim etmek vesaire gibi amme hizmetlerini yürütmek ancak bir imamın varlığı ile mümkündür!“

Sahib-i Mevakıf der ki:

„Kesin olarak biliriz ki, dinin muamelât, munakehât, cihad, hudut ve saire gibi hükümlerinin meşru kılınmasında Şâri Teâlâ’nın gayesi insanların maddî-manevî maslahatlarını temindir. Bu maslahatların sağlanması da ancak bir imamın devletin başına getirilmesiyle mümkündür!“

Şarih Cürcani şu ilaveyi yapıyor:

„İmam nasebetmek, dinin en büyük gayelerinden biri olduğu gibi, Müslümanların maslahat ve huzurunu sağlamak yönünden en mühim vasıtadır.“

İbn-i Haldun’un görüşleri de şöylece özetlenebilir:

„İnsanın yaratılışının gayesi bu dünya değildir. Dünya, ahiretteki hayatın bir vesilesidir. Esas hayat oradadır. Dünyadaki bütün işler ahiret hayatına göre tanzim edilecektir. Bunun ölçüsünü insan aklı, insan siyaseti veremez. Öyle ise Şeriat’a, ilâhî nizama ihtiyaç vardır. İlâhî nizamı tebliğ ve icra edecek de ancak, peygamberler ve onların varisleri olan halifelerdir.“

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, 1,5 milyar Müslümanı bir araya getirecek, güç ve imkânlarını seferber edip, yeryüzünde Allah’ın emir ve hükümlerini uygulayacak adil bir İmam’ın, bir Halife’nin olması ümmet için farz-ı ayn hükmündedir.

Merhum Cemaleddin Hocaefendi’nin de ifade ettiği gibi; ’’Müslümanların bir saat bile Halife’siz, İmam’sız ve başsız kalmaları şer’an caiz değildir!’’

Cemaleddin Hoca’mız bu hususta üzerine düşeni yapmış, ümmetin birliği noktasında hayati bir mesele olan Hilâfeti bundan 27 sene önce dünyanın gündemine getirerek mübarek Ramazan ayının Kadir gecesinde ihya ve ilanını yapmıştır.

Yapılan bu ihya ve ilan Kur’an ve Sünnete uymaktadır. Fetvası alınmıştır. Bugün ümmete düşen bu makama sahip çıkmak ve başındaki emire, Halife’ye itaat bey’atlarını yapmalarıdır.

Yoksa ölenler Resulullah’ın ifadesine göre ’’Cahiliye ölümü üzerine ölmüş olurlar!’’