..............

m 201

TR AR  DE

Şehid Metin Yüksel: ’’Enbüyük ibadet Hakkı müdafaa etmektir!’’

Metin Yüksel tanınmış büyük İslam âlimi Sadreddin Yüksel Hoca’nın oğludur. Metin Yüksel 17 Temmuz 1958 tarihinde Bitlis’e bağlı Kolongo’da doğdu. Daha genç yaşta 23 Şubat 1979 Cuma günü Cuma namazından çıkarken Fatih Camisi’nin avlusunda şehid edildi. Namaz çıkışında Fatih Camii avlusuna gizlenen caniler tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. Kurşunlardan biri ayağına ikincisi ise Metin’in karnına saplanmıştı. Metin yerde iken Kelime-i Şehadet getiriyordu ki, caniler onun yanına yaklaşarak kafasına iki el daha ateş açtılar ve Metin şehadet şerbetini içti.

Metin Yüksel, İslamî şuuru, gayretli çalışması ile daha genç yaşta isminden çok söz ettiren bir şahsiyet olmuştu. Her toplantı ve yürüyüşte onu önlerde görmek mümkündü ki, daha 20 yaşında iken komünistlerle girdiği silahlı çatışmada üç kurşun yarası almıştı.

Metin Yüksel’in cenazesine 50 binden fazla kişi katıldı. 25 Şubat 1979 Pazar günü Fatih Cami’nde kılınan cenaze namazının ardından Edirnekapı Necati Bey Şehidliği’ne defnolundu.

Metin Yüksel’in babası İslam âlimi Sadreddin Yüksel Hoca, cenazenin başında şu tarihî konuşmayı yaparak metanetini ortaya koydu:

“Allah bütün Müslümanlara kendi nizamı uğrunda şehid düşmeyi nasib etsin!

Aziz Müslümanlar!

Şu gayet hazin ve son derece acı merasimde, gerek zamanımızın darlığını ve gerekse içinde bulunduğumuz gayr-i müsait şartları gözönünde bulundurarak, sadece iki hususa kısaca temas etmek istiyorum: Birincisi; Dünyadaki bilumum Müslümanları ilgilendiren ve Kur’an-ı Azimüşşan’da da yer alan ilâhî bir çağrıdır ki, ben sadece onu tekrarlayacağım.

Çağrı şu:

“Ey iman edenler! Düşman bir cemaatle karşılaştığınız zaman sebat gösterin, kaçmayın. Ve Allah’ı çok anın! Belki felaha kavuşursunuz. Allah’ın gönderdiği ve Resulullah’ın tebliğ ettiği emir ve yasaklara itaat edin. Kendi aranızda ihtilafa düşmeyin. Sonra başarısızlığa uğrar, gücünüz yok olup gidecektir. Sabredin; Çünkü Allah yardımı, ile zaferi ile sabredenlerle beraberdir!” (Enfal; 45-46)”