..............

m 201

TR AR  DE

Nasıl bilirdiniz, makine hocası Necmettin Erbakan’ı?



Onun taraftarlarına soracak olursanız..

O bir mücahitti. İslam’ın bayrağını elinde yücelten bir dava adamıydı. Ticaretin anahtarını elinde tutan, bir makine mühendisiydi. İlk ve yerli motoru icat eden ve üreten bir mucitti. İslam ülkelerini bir araya getirmeye çalışan ve D8 projesiyle büyük vizyon sahibi, büyük bir dâhiydi.

Onun taraftarı olmayanlara soracak olursanız..

Politikada başarılı bir şahsiyet ortaya koyamadı. Oturganlıktan daha öteye, şakacı bir konuşma üslubuna sahipti. İlk önce Ecevit ve CHP’ye yama olmaya çalıştı, daha sonraları da Tansu Çiller ile bir koalisyona girdi. Refah-Doğruyol döneminde en çok ikramiyeyi askeriyeye ayırdı ve kurdunu kendi eliyle besledi.

Askeriye de 28 Şubat 1997 kararlarını Erbakan’a dayatarak, terlete terlete onun gözünü oydu! Ömrü boyunca savunduğu bütün değerleri, kendi eliyle imzalayarak yasakladı. Bu yasaklardan en göze batanı, Kur’an-ı Kerimi ve başörtüsünü yasaklamasıydı. Daha sonraları da zaten askeriye hükümeti düşürerek, görevine son verdiler.

İslamî çerçevede bakıldığında..

İslamî bir mücadeleyi, demokratik sistemin sınırları içerisinde sürdürmek istedi. Sistemin içerisinde mertebe mertebe yükseldikçe, kendi savunduğu değerleri de bir o kadar terk eyledi. İslam ile sistemin arasında bir köprü görevini üslenmişti. İslam dinini düzene entegre edebilmek için nice gayret sarf eyledi. Kendisiyle birlikte, Milli Görüş camiasını da sisteme bu şekilde adapte etti. Bu sistemi ret eden ve sisteme karşı gelenlerle yollarını ayırdı. Metodu demokrasi olduğu gibi, yolu ve hedefi de artık ’gerçek demokrasiydi’.

Ve nihayetinde 28 Şubat kararlarını onaylayarak, sistem uğruna savunduğu bütün İslamî değerleri feda etti. Kur’an’ın öğretilmesini ve başörtüsünü yasakladı. Mezara kadar da 28 Şubat kurallarının aleyhinde bir kelime dahi konuşmadan, askeriye ile olan anlaşmasını toprağın altına götürdü.

Erbakan’ı bir dava adamı nezdinde değerlendirecek olursak..

Rotasını otuz senelik politika hayatında öyle değiştirdi ki, karşı olduğu o ’karanlık sistemin’ yegâne savunucusu haline büründü. İnandığı değerlerin de karşısında yer alarak, onları kendi elleriyle yasaklayacak kadar, savunduğu davasına karşı büyük bir cürüm işlemiştir.

Bir dava adamı için, olayın en vahim tarafı da burada düğümleniyor:

Zamanla davasını savunmaması ayıptır günahtır, şöyle dursun.. Davasını düşmanına satması ve karşılık olarak da makamlara gelmesi kötüdür ihanettir, o da şöyle dursun..

Davasının öz şiarlarına karşı bir tutuma girerek, onlara karşı düşmanlık edecek bir seviyeye düşmesi ve onları yasaklaması..

Zamanında bir dava adamı gibi olanın, işlediği bu büyük cürüm ile anılması.. İnsanın en acı ve acınılacak hali, bu hal olsa gerek.