..............

m 201

TR AR  DE

Muhammed Metin Müftüoğlu (Kaplan) Hocaefendi’den

ABD’nin Yeni Başkanı Joe Biden’e Tebliğ Mahiyetinde Açık Mektup!..

Besmele, hamdele, ve salveleden sonra…
Tebliğ etmenin hükmü farzdır, farz-ı kifaye’dir, Allah’ın kesin emridir.
Tebliğ ve davet aslında Peygamberlerin görevidir. Peygamberler gidince (Hakk’ın rahmetine kavuşunca) bu görev ümmetlerine intikal eder. Hususiyle bu ümmet, Kur’an hakikatlerini, İslam’ın meselelerini bütün insanlığa duyurmakla mükelleftir, sorumludur. Ne pahasına olursa olsun Kur’an ayetlerini ve hükümlerini Allah’ın kullarına duyuracak ve anlatacaktır. Aksi dalde günahkâr olur, mel’un olur, Allah’ın ve bütün lanetçilerin lanetlerine uğrarlar!
İşte bu mevzudaki Kur’an ayetlerini dinleyelim.

Bütün Peygamberler hakkında şöyle buyurmaktadır:
„Peygamberler o kimselerdir ki; Allah’ın gönderdiklerini tebliğ ederler. Allah’tan korkarlar ve O’ndan başka hiç kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak da Allah yeter!“ (Ahzab; 39)

Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında şöyle buyurmaktadır:
„Ey Resulüm! Rabb’inden indirileni tamamen tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz ki, Allah inkârcılar topluluğunu hidayete erdirmez!“ (Maide; 67)

 Ümmetlerin âlimleri hakkında da şöyle buyurmaktadır:
„Vaktiyle Allah kendilerine kitap verilenlerden, onun hükümlerini mutlaka insanlara anlatacaksınız ve onu asla gizlemeyeceksiniz, diye söz almıştır. Fakat onlar o sözü sırtlarının arkasına attılar. Allah’tan geleni açıklamamalarına karşılık bir bedel aldılar. Böylece hakkı saklamak için müşteri oldukları şey ne kötüdür!“ (Âl-i İmrân; 187)

Dünyada lanete uğrarlar, ahirette ise ateşe girerler!
„İşte Allah’ın ayetlerini ketmedip duyurmayanlar, dünyada lanete, ahirette ateşe girerler. Şüphesiz indirdiğimiz kesin delil, doğru yolu kitapta açıkca bildirdikten sonra insanlara açıklamayanlar var ya, işte onlara Allah da lanet eder, her lanet edici de lanet eder!“ (Bakara; 159)

Ahirette ateşe girerler:
„Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyen, gerçeği söylemeyen, yani onu az bir dünyalığa satanlar varya, işte onlar gerçekten ateşten başka bir şey yemiyorlar, yani karınlarını doyurmuyorlar. Allah kıyamet günü onlarla konuşmiyacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Hem onlar için dayanılmaz bir azab vardır!“ (Bakara; 174)

Sorumluluk ve Mecburiyet!
Allah’ın ayet ve hükümlerini tebliğ etmeyenler hakkındaki ayetlerin dehşet ve şiddetini gördünüz. Bu ayetlerin şiddeti karşısında titrememek için hocalığını kaybetmenin de ötesinde insanlığını kaybetmiş olması gerekir. O halde Allah’tan korkan, lanetine ve cehennemine düşmekten sakınan her hoca (İslam bilgini) Kur’an ayetlerini ve hükümlerini gücü yettiği nisbette dünya insanlığına elbette duyuracak ve tebliğ edecektir. O böyle bir sorumluluğun ve böyle bir mecburiyetin altındadır!

İşte biz böyle bir mesuliyet saikasıyla ve üzerimize düşen görevi eda etmek maksadıyla ve aynı zamanda Peygamber varisi olma hasebiyle; Besmele, hamdele ve salvele ile başlıyor ve diyoruz ki;

Ehli Kitab’a, Yani Yahudi ve Hıristiyanlara!
Başta Biden olmak üzere tüm devlet reislerine, yine başta hahambaşı ve papa olmak üzere tüm mabed idarecilerine ve sakinlerine sesleniyor ve diyoruz ki;
Allah (c.c.) Rahmet Rabb’idir! Kur’an Rahmet Kitabı’dır! İslam Rahmet Dini’dir! Hz. Muhammed (s.a.v.) Rahmet Peygamberi’dir! Ümmet-i Muhammed olan bizler de rahmet ümmetiyiz!
Sizleri Allah’a gereği gibi kul olmaya, Kur’an'a, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ve O’nun bütün bir cihana tebliğ ettiği son ve kamil din olan İslam dinine davet ediyoruz.

 

Bu davet edişimiz, yukarıda geçtiği gibi Kur’an’ın bir emri, sizlere olan merhametimizin bir neticesi, insani mesuliyetimizin bir gereğidir. Ve dolayısıyla dünya hayatında hakkın hakim olmasının, insanlar arasında adaletin teessüs etmesinin bir neticesi!
Acele etmek gerekir, çünkü ölüm meleği her an kapıyı çalabilir!

RAHMETLER:
Kur’an-ı Kerim aynı zamanda bir rahmet kitabıdır ve rahmetle doludur. Rahmet ve merhametle biter, Besmele’yle başlar ve Rabb’ülâlemin’i tavsif ve taltif ederek Allah’a hamd eder. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bütün âlemlere rahmet peygamberi olarak gönderildiğini bütün bir dünyaya duyururuz.

İşte ayet:
„Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik!“ (Enbiya; 107)
Hz. Âdem (a.s.)’la başlayan İslam dininin ve O’nun kitabının birer rahmet ve birer hidayet haynağı olduğunu emr-i maruf, yani tebliğ yapan ümmetinin hayırlı bir ümmet olduğunu bütün bir dünyaya ilan eder:
„Siz insanların iyliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız!“
(Âl-i İmrân; 110)
Kur’an da geçen rahmet kelimesinin ve bu kökten gelen lafızlarının sayısı 342 civarındadır.

İşte Fatiha Suresi, bir kaç ayet-i celile:
„Hamd âlemlerin Rabb’i Allah’a mahsustur. O Rahman’dır (yani dünyada bütün yaratıklarına merhamet edendir). Din gününün (yani hesap gününün) tek sahibidir. Ey Rabb’imiz yalnız Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet; kendilerine lütfundan nimet verdiğin iyi kimselerin yoluna, geçmiş dinlerde olduğu gibi kendilerine gazab edilmişlerin ve sapıklarınkine değil
Ya Rabb’i!“
„Allah tarafından Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gelen işte bu kitabtır. Bunda asla şüphe yoktur. Bu Kitap sakınanlar için bir hidayet kaynağıdır ve ta kendisidir!“ (Bakara; 1-2)

Başka bir ayet-i kerime:
„İşte Rabb’inizden size açık bir delil, doğru bir yol ve bir rahmet gelmiştir!“ (En’am; 157)
Başka bir ayet-i kerime:
„Biz onlara öyle bir kitap getirdik ki, (yani Kur’an) iman edecek herhangi bir kavme doğru yol ve rahmet olmak için onu tam bir ilim üzere hükümlerini genişçe açıkladık!“ (Araf; 52)
„De ki: Ben ancak Rabb’imden bana vahyedilene uyarım. Bu Kur’an Rabb’inizden gelen açık delillerdir. İman edecek bir toplum için yol gösterici ve rahmettir!“ (Araf; 203)

HAK VE HAKİKATLARI TANIMA:
İnsanoğlu, rahmet kitabı olan Kur’an sayesinde gerçek manada hayatın manasını, dünya ve ahireti, kendi şahsiyetini ve bu arada diğer peygamberler yanında Hz. Musa (a.s.) ile Hz. İsa (a.s.)’ı ve yine bu arada diğer semavi kitapların yanında Tevrat ve İncil’i tanıma fırsatını bulur.
İşte böyle bir kitabı okumaya, tahkik ve tetkik etmeye ve neticede iman edip müslüman olmaya sizleri davet ediyoruz. Ve şimdilik rahmet peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Hıristiyanlık dinine bağlı olan ve aynı zamanda Habeşistan devlet reisi buluna Necaşi’ye yazmış olduğu davet mektubu, sizlere de bizlere de ölüm gelip götürmeden basın ve yayın yoluyla duyuruyor ve tebliğ ediyoruz:

„Rahman, Rahim olan Allah’ın ismiyle!
Allah’ın Resulü Muhammed’den Habeşistan Hükümdarı Necaşi Asham’a!
Senin daima selamet içinde olmanı diliyorum. Sana olan nimetinden dolayı Allah’a hamd ve sena ediyorum. O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik O’dur. Mukaddes O’dur. Selamete erdiren O’dur. İnanıp sığınılan, güven veren O’dur. Gözetip koruyan O’dur. Şehadet ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, Allah’ın çok iffetli, dünyadan elini ve eteğini çekmiş olan Meryem’e ilka ettiği ruh ve kelimesidir ki, Hz. Meryem böylece ona gebe kalmıştı. Böylece yüce Allah onun ruhundan nefyedip yaratmıştır. Nitekim Âdem’i de kudret eliyle ve ruhundan nefyederek böyle yaratmıştır. Ben seni de, ordularını da, milletini de bir olan, eşi ve benzeri olmayan, bana gelen Kur’an’a tabi olmaya davet ediyorum. Zira ben Allah’ın Resulü’yüm. Seni de askerlerini de aziz ve celil olan Allah’a davet ediyorum. Gereken tebliğatı yaptım, dünya ve ahiret mutluluğu yolunda nasihatımı kabul ediniz. Doğru yolda gidenlere selamlar olsun!“
(Cüz’i ifade farklarıyla bütün siyer kitaplarında bu mektup yazılıdır!)

EHL-İ KİTABA SESLENİŞ:
„De ki: Ey ehl-i kitap!
Bizimle sizin aranızda müsavi olan bir kelimeye gelin. Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım. Ve Allah’ı bırakıp da birbirimizi Rabb olarak kabul etmeyelim. Eğer onlar bu davetten yüz çebirirlerse onlara deyin ki: „Siz şahid olun, biz müslümanız!“ (Âl-i İmrân; 64)

YENİ DÜNYA DÜZENİ Mİ?!.
İşte tekrar sesleniyor ve diyorum ki:
„Geliniz; madem hepimiz bu dünyanın insanları ve dünya dünya üzerinde yaşıyoruz. O halde hayatımızda da müşterek olalım; Sevincimiz ve kederimiz müşterek olsun! Bunun için Yeni Dünya Düzeni öyle olmalı ki, bu düzenden hepimiz memnun olmalıyız. Bu düzen bizi birbirimize her gün geçtikçe daha da yaklaştırmalı, sevdirmeli ve saydırmalıdır. Irk ayrımı yapılmamalı, bölge farkı gözetilmemelidir. Ve bu arada, hakkın tecellisi, adaletin tahakkuku ve dolayısıyla insanlığın huzur ve sükunu, yarınına güvenle bakması ve hürriyet içinde yaşaması ve dolayısıyla malından ve canından, nihayet insani hak ve değerlerinden emin olsun!

Böyle bir noktaya gelebilmemiz için, evvela silahlı çatışmayı dünyanın neresinde olursa olsun hep birlikte durdurmamız şarttır ve esastır. Silahlı çatışmayı durdurmadan, yeni bir düzene giremezsiniz. Mesela; Cezayir’de, Filistin’de, Afganistan’da, Eritre’de, Keşmir’de, Pakistan’da, Çeçenistan’da, Azerbeycan’da, Irak’ta Libya’da, Suriye’de ve benzeri yerlerde, insanlar birbirini kurşunlarken, bombalarken, boğazlarken, birbirlerinin namuslarına dokunurken, evlerini, mal ve mülklerini tahrip ederken, siz Yeni Dünya Düzeni’nden bahsedemezsiniz!

Dünyanın gözleri önünde ve Avrupa’nın göbeğinde Bosna ve Hersek’te yapılanlar unutulmadı, hâlâ hafızalarda mevcuttur!
Eğer siz arayışınızda samimi iseniz, biliniz ki, aradığınız „Yeni Dünya Düzeni“ elinizde ve önünüzdedir. O da Kur’an düzenidir!

Zira Kur’an düzeni hem yenidir ve hem de idealdir. Yenidir; Kıyamete kadar yeniliğini de, tazeliğini de muhafaza edecektir. İdeladir; Kıyamete kadar akl-ı selimin aradığı yegane hukuk sistemidir!
Binaenaleyh, „İslam Hukuku“ üzerinden 1440 senelik bir zaman geçtiği halde tazeliğini, berraklığını, korumakta, idealliğini muhafaza etmektedir. Ve işte buyurun hangi meselesi eskimiştir ve hangi mevzuu idealliğini kaybetmiştir?!.
Söyleyin; İşte hodri meydan!..

İDEAL HUKUK:
İdeal hukuk demek, akıl ve mantığa uyan, vicdanı tatmin eden, fert ve cemiyet, devlet ve vatandaş arasındaki ilişkileri akl-ı selime uygun bir şekilde düzene koyan, aynı zamanda tabii ve pozitif ilimlerle asla çatışmayan, insan tabiatına tam uygun düşen ve nihayet arananve arzu edilen bir hukuk demektir.

İşte böyle bir hukuk nizamını, insanoğlu ancak İslam’da, İslam hukukunda bulur. Yani ideal hukuk İslam hukukudur. Neden? Çünkü, İslam hukuku; Allah’ın ilmine ve vahyine dayanır, ezeli ve ebedi ilmine dayanır; Bizi bizden daha iyi bilen ve bize bizden daha yakın olan yaratanımızın hikmetine istinad eder.

İslam hukuku bir bütündür, her meselesi kendi modeline göre ayarlanmıştır. Şayet siz onu inanç sistemiyle, ibadet sistemiyle, muamelat (dünya ve devlet işleri) sistemiyle ve ceza hukuku sistemiyle alırsanız, o şaşmaz fonksiyonunu icra eder, sizi huzur ve refaha götürür. Yoksa en ufak bir bölümünü ihmal ederseniz, parçaları modeline uymayan fabrika gibi tökezlemeye başlar, istediğiniz randumanı alamazsınız. Hatta bir gün gelir o fabrika durur, siz de iflas edersiniz!

İslam hukuku dünyanın insaflı ilim ve fikir adamlarının, hukukçuların takdirlerine de mazhar olmuştur.
İsviçreli meşhur hukukçı Prof. Roden, İslam hukuku hakkındaki takdirlerini şu cümlelerle ifade etmektedir:
„İslam hukuku beni hayrete düşürdü. Meğer bu, bir derya imiş! Biraz genç iken bunlara muttali olmayı ne kadar isterdim. O vakit bunları bütün dünyanın nazarında tecessüm ettirirdim!“

(Bedayi Terc. Av. Seniyüddin’in Önsözü)
Marmaduke Piktchall de şöyle diyor:
„Halik’in hukukuyla mahlukatın hukukunu en mükemmel surette ancak müslümanlık tarif etmiştir!“

İSLAM’A GÖRE HUKUK:
Yegane güzel ve adil hukuk İslam hukukudur.
a) İslam hukuku, kaynağını ne şarktan ne de garptan almıştır.
O, yalnız Allah’ın vahyine dayanan ve ilhamını ondan alan nev’i şahsına münhasır olan bir hukuk nizamıdır.
b) İslam hukukunun asıl kaynakları Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas olmak üzere dörttür.
c) Kur’an, İslam’ın anayasasıdır. Bu anayasanın çerçevesi içinde kalmak şartıyla sünnet Peygamber’e, icma topluma, kıyas da ferde (müctehide) verilen söz hakkının, kanun koyma selahiyetinin ifadesidir.
d) İslam hukuku, herkese ancak, sahip olduğu hakkı verir, yapabileceği vazifeyi yükler.
e) İslam hukuku insanın bütün söz, iş ve hareketlerini mutlaka bir hükme, bir müeyyideye bağlanmıştır.
f) Hükümler, vücub (yapılması mecburi), nedip (yapılması uygun), ibahet (yapılması da yapılmaması da serbest), hürmey (yapılmaması mecburi), ve kerahet (yapılması hoşa gitmeyen) olmak üzere beştir.
g) Eşyada aslolan ibahettir, yani mübahlıktır. Sakıncalı olanlar delille bildirilmiştir.

h) İslam hukukunun her emir ve yasağında hikmet vardır. Hikmet, ya bir zararı gidermek veya bir menfaatı sağlama şeklinde özetlenir.
i) Ceza-i müeyyideler canı, malı, aklı, nesli, dini koruma gayesine yöneliktir.
j) İslam hukukunda kişi dokunulmazlığı, mesken dokunulmazlığı vardır.
k) İslam hukukunda zora başvurarak hak alma yoktur.
l) Zaruretler halinde (yani hayat tehlikeye düştüğünde) hayatı koruyacak kadar, haramlar mübah olur.
m) Dar-i İslam’da bilmemek özür sayılmaz.
n) İslam hukukunda cezalar; kısas (ölüm veya misilleme) cezası, para cezası, sopa cezası veya kınama cezasıdır. Tevkiflerin dışında kayde değer hapis cezası yoktur.
o) İslam hukuku, bilhassa cinayetlerde, paralı parasız sulh olmalarını tavsiye ve kabul eder.

İKİ KELİME İLE İSLAM:
İslam dinindeki vazifeler yaratana tazim, yaratıklara şefkat esasına dayanır!
İslam Devleti ne sömürür, ne de sömürülür! Müslüman ne zulüm yapar, ne de zulme boyun eğer!
İslam hem din hem devlettir, hem ibadet hem siyasettir! Devletsiz bir İslam düşünülemez!
İslam’da dinle devlet, etle kemik gibi iç içe girmiş, ruhla beden gibi birbirinin „lazım-ı gayri mufarık“ olmuştur.
Allah indinde muteber ve makbul olan dinin sadece „İslam Dini“ olduğu gerçeğini bütün bir dünyaya duyuruyoruz.
(Âl-i İmrân; 19; Âl-i İmrân; 85)
İslam; inanç sistemi, ibadet sistemi, siyaset, devlet, hukuk ve ahlak sistemi getirdiği gibi, aynı zamanda „İktisadî “ (ekonomi) sistemi de getirmiştir.
Dün komünizm sistemi çöktüğü gibi, bugün de kapitalizm sistemi çökmüştür. Elhamdülillah!
İslam’ın diğer müesseseleri sapa sağlam ayakta durduğu gibi, iktisadî müessesesi de sağlam ve tazeliğini muhafaza etmektedir, kıyamete kadar da geçerliliğini muhafaza edecektir. Çünkü İslam, insanın insanca yaşaması için gelmiştir. Ve tastamamdır, eksiği-gediği yoktur!

Buyurun!
Yeni Dünya Düzeni isteyenlere, küresel krizin yaşandığı şu günlerde, bir de İslam’ın iktisadî sistemini inceleyin, sizler de buna hak vereceksiniz!
Şeriat sisteminin hak, diğer bütün sistemlerin batıl olduğunu göreceksiniz. Kur’an, iktisadî sistemin ölçücünü getirmiş. İktisadi hayatın dengesini bozan, fert ve toplumun huzurunu kaçıran başlıca sebeplerden birisi ve başta geleni de faizdir, faiz müessesesidir!
Çünkü faiz, insandaki şefkat ve merhamet duygularını öldürür. Elinden gelse faizci borçlu olanın malının tümünü almaya kalkar.

İslam nizamı, „Karz-ı Hasen“ (Güzel Ödünç) prensibini getirmiştir. Muhtaçlara faizsiz ödünç verilir. Cemiyetin zengin ve fakir sınıfları arasında tesanüdü sağlayacak ve sevgiyi arttıracak yegane yol budur. Faiz ise fertler arasına düşmanlık ve kin sokar.
İslam’ın faizi yasakladığı ayet-i kerime:
„Allah faizi yok eder-bereketini giderir. Sadakaları ise arttırır. Yani dünyada ona bereket koyar, ahirette de ona karşılığını verir!“ (Bakara; 276)

KÜRESEL KRİZ!
Dünya ekonomi kriz, aynı zamanda ilâhî bir ceza!
Bakınız Kur’an ne diyor:
„Kim de benim zikrimden yüz çevirirse (bilsin ki), onun dar bir geçimi olur ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz!“ (Taha; 124)
Yani, Allah ile bağını koparan, O’nun engin rahmetiyle alakasını kesen, milletlerin hayatı ne kadar bolluk ve eğlence içinde geçse bile sıkıntılarla ve çalkantılarla doludur.
Kararsızlıkların, kuşkuların içinde bocalayıp dururlar… Bir türlü huzur bulamazlar, dar boğazdan dar boğaza girerler! Siyasî dar boğaz, ekonomik (iktisadî) dar boğaz, asayiş dar boğazı birbirini takip eder, terör ve anarşi alır yürür.

İşte günün dünyasında günlük hayatın manzarası ve bu manzaranın arkasındaki ilâhî ceza! Kriz üstüne kriz!
İlâhî bir kaynak: „Allah kullarına zulüm yapmaz!“
Geçmişinden ibret alıp mütenebbi ve mütteiz olmayanlar şayet dünyada zillet ve esarette, ukbada azab ve ikabla tecziye edilirlerse bu kendi kesblerinin bir neticesinden, ilâhî adaletin bir tecellisinden başka bir şey değildir.
İşte ayet-i kerime:
„İnsanların ellerinin kesbi ile karada ve denizde fesad zuhura geldi!“ (Rum; 41)

Suçlı Kim? İnsanoğlu!
Suç ne? İnsanoğlunun eliyle işlenen günah!
Ceza da; (Dünyadaki) karada ve denizde fesadın yayılmasıdır. Yalnız bu cezanın bir kısmını dünyada tadacaktır insanoğlu. Eğer tevbe etmezlerse tamamını da ahirette tadacaktır!
İlâhî ceza!..

Bu arada Cenâb-ı Hak, gözle dahi görülmeyen ve adına ‘‘Covid-19 Korona‘‘ dedikleri bir virüsle, mülkün sahibi ve hâkimiyetin kime ait olduğunu bütün bir dünyaya hatırlattı.
Şer gibi gözüken bu olayda da büyük bir ibret ve alınacak onca dersler vardır, hikmetler vardır, anlayabilene!..

Biden’in nezdinde bütün bir dünya insanlığına miraren ve kiraren tekrar sesleniyor ve diyorum ki;
İslam yeryüzüne hâkim olduğu takdirde, dünya insanlığı emniyet ve güvene kavuşacak ve kimsenin malına, canına tecavüz etmeyecek, herkes rahat edecek! Çünkü; “İslam’ın Devleti Dünyanın Cennetidir!” Dünya cennetinde yaşamak istiyorsanız İslam’ın devletine düşman olmayın ve karşı çıkmayın!
Osmanlı İmparatorluğu’nun 16. asrını bir düşünün; Dünya sulh ve selem içerisinde idi! Malesef bugün dünya bir cehennem içerisindedir.
Bu böyle biline!


NETİCE:
1) Bu yazdıklarımız birer tebliğdir!
2) Allah’ın kulu, Âdem’in çocukları olmamız hasebiyle birbirimizi sevmemiz, acımamız, ikaz ve irşad da bulunmamız gerekmektedir!
3) Kaba kuvvete başvurma, kışkırtma yoktur. İlmî ve fikrî zeminde kalarak Kur’an hakikatlerini duyurma sorumluluğunu yerine getirmekteyiz!
4) Bütün bir dünyaya sesleniyor ve diyoruz ki; yalan ve yanlışlarımız varsa, uyarı ve tenkitlerinizi gazete sütunlarında beklemekteyiz!
Ya Rabb’i! Her türlü süm’a dan, ucub’dan ve riyadan bizleri koru! Amin, bi hürmeti Tâhâ ve Yâsin!

Tebliğ ve davet bizden, hidayet ve tevfik Rabb’ülâlemin’den!

Hakk’a tabi olanlara selam olsun!

Muhammed Metin Müftüoğlu bin Cemaleddin (Kaplan) Hocaefendi