..............

m 201

TR AR  DE

Şehid Seyyid Kutub’un Hayatından...

Büyük şehid Seyyid Kutup nefsini Kur’an-ı Kerim’e ve yüce Allah’ın hükmüne teslim etmiştir. Şuur ve düşüncesiyle kendisini tamamen bunlara vermiştir.

Hayatı boyunca, sadece Kur’an-ı Kerim’in tellallığını yapmıştır. Yalnızca, „Kur’an-ı Kerim’in İlkeleri“ etrafında hizmet etmiştir. Mesela, Kur’an-ı Kerim’de, „Allah yolunda cihad ediniz!“ diye buyurulmuştur.

Seyyid Kutup bütün gücü ile bu emri yerine getirmiş ve Allah yolunda nasıl cihad yapılması gerekli ise, onu en güzel şekilde yapmıştır. Tereddütsüz olarak cihad emrine sarılmış ve Allah yolunda hizmet için koşmuştur. Cihad hususunda, gizlilik ve hayret içinde kalmadan kararını vermiştir.

Bu durum yüce Allah tarafından kendisine bahşedilen en güzel bir başarıdır. Oysa, cihad emri hususunda bir çok insan çekingen kalmış ve gerekeni yerine getirmemiştir. Bu yüzden de çalışma hayatlarında istedikleri hedeflere erişememişlerdir.

Şehid olmak suretiyle istediği zaferi elde etmek isteyen her insan, büyük şehid Seyyid Kutup’a gıpta etmelidir. Müslümanların hayatta, birbirine gıpta etmesi gereken hususun başında şehidlik mertebesi gelir. Allah yolunda şehid olmak için ancak Allah’ın salih kulları birbirleriyle yarışırlar. Çünkü şehidlik yüce Allah’ın katında Peygamberlik mertebesinden sonra gelen, manevî mertebelerin en yücesidir.

Şehidlik mertebesi, Seyyid Kutup’a, yolda yürürken tesadüfen kendisine isabet eden bir durum değildir. Şüphesiz Seyyid Kutup için şehidlik, arzulanan ve istenilen bir şeydi. O, her duasında yüce Allah’tan, şehid olmayı diliyordu. Şehidlik onun için düşünce ve inancın doruk noktasıydı. Hayalinde, hep bu yüce makamı canlandırır ve ona ermeyi düşünürdü. Onunla ne zaman karşılaşacağını hayal eder ve o anı sabırsızlıkla beklerdi.

Eğer büyük şehidin, bu husustaki inancını ve arzusunu daha kesin ve açık olarak öğrenmek istiyorsan, Allah yolunda ölmenin ve şehidlik mertebesine ermenin her Müslüman için istenilmesi gereken bir durum olduğunu bildiren ve kendi elleriyle yazdığı „Cihad Risalesi“ adlı eserinde, nasıl dile getirdiğine bak.

Büyük şehid Seyyid Kutup, adı geçen eserinde şehidlik hususunda şöyle demektedir:
„Hak uğrunda ve Allah yolunda şehid olmak, her Müslüman için ertelenmeyen bir arzudur. Bu arzu çok temiz, açık ve şereflidir. Dostlara ve çok sevilenlere kavuşma vesilesidir. Allah yolunda çarpışanlar ve hak uğrunda savaşanlar, insanların en iyisi ve en şereflisidirler. Bu yolda seve seve feda edilen ruhlar ise, ruhların en temizi ve en yücesidir. Allah yolunda canlarını seve seve verenler „ölü“ değildir.

Onlara „ölü“ demek asla doğru olmaz. Onlar „şehid“dir. Şehidler ise, asla ölmezler. Şüphesiz onlar, „diri“dirler. Duygu ve şuurunu yitiren anlamına gelen „ölü“ kelimesini, onlar için kullanmak asla doğru olmaz. Evet, dil ve dudaklarla ifade edilmesi pek kolay olan „ölü“ kelimesini, onlar için kullanmamızın doğru olmayacağını, yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: „Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin. Çünkü onlar diridirler. Fakat siz, farkında değilsiniz!“ (Bakara; 154)
Anlaşıldığı gibi, şehidlerin „diri“ olduklarına Allah, Kur’an-ı Kerim’inde şahadette bulunmaktadır.

Şüphesiz yüce Allah’ın, „diri“ olduklarına dair şehadette bulunduğu kimseler diridir. Onların diri oldukları kesindir. Bu yüzden de şehidler, diğer ölülerin yıkanıp kefenlendikleri gibi yıkanıp kefenlenmezler. Onlar yıkanmadan içinde şehid oldukları kanlı elbiseleri ile birlikte toprağa gömülürler. Onlar yıkanmazlar, çünkü su, sadece vücuddaki kirleri temizler. Şehidin yüce ve temiz kanı ise, kıyamet gününde şeref kanı olarak taşınacaktır. Şehidler, elbiseleriyle gömülürler. Çünkü onlar „diri“dirler. Hayatta giydikleri ve şehidlik kanını taşıyan elbiselerle kıyamet gününde, yüce Allah’ın huzuruna çıkacaklardır.

Evet şehidler „diri“dirler. Çünkü onların ölümü, ailelerine, dost ve arkadaşlarına pek fazla üzüntü vermez. Şehidin kahramanlığından dolayı onların yürekleri, manevî huzurla doludur. Şehidler „diri“dir... Çünkü şehidler, aile, dost ve arkadaşlarının hayatına ortak olurlar ve onların kalbinde sonsuz olarak yaşarlar. Ruhunu ve canını hak yolunda seve seve feda eden kimselerin ölümü, yakınlara, dost ve ahbaplara asla zor gelmez. Şehidler, yüce Allah’ın katında sonsuz nimetlerle mükâfatlandırılacak ve ebedî olarak saadet içinde kalacaklardır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
„Şehidlerin ruhları cennette, yeşil kuşların kursağında olacaktır. Diledikleri yerlere rahatlıkla uçup gideceklerdir. Daha sonra arşın altında, nurdan bağlı olan kandillerin etrafına gelecekler ve yüce Allah onlara, „Ne istiyorsunuz?“ diye buyuracaktır. Onlar ise, „Ey Allah’ım, senden daha ne istiyebiliriz! Sen, kullarından hiç kimseye vermediğin nimetleri bize verdin!“ derler. Yüce Allah onlara, „Daha ne istiyorsunuz?“ diye sorar ve onlar da her seferinde, „Daha ne isteyelim? Kullarından hiç kimseye vermediğin nimetleri bize verdin!“ diye tekrarlarlar. En sonunda şehidlerin ruhları, „Ey Allah’ımız! Bizi dünyaya bir daha gönder ki, senin yolunda tekrar şehid olalım!“ derler. Çünkü onlar, şehidler için hazırlanan sevabı ve ilahî nimetleri gördükleri için bu dilekte bulunurlar. Fakat yüce Allah onlara, „Hiç bir insanın tekrar dünya hayatına dönmeyeceğini takdir kıldım!“ diye buyuracaktır.“
(Bu hadis İmam-ı Müslîm sahihinde rivayet edilmiştir!)

Şehidler kafilesinin ardı kesilmez. Onların temiz ve yüce ruhları nurdan yapılan kendilerinin etrafında pervaneler gibi ilâhî muhabbetle dönerler.

Şehid Seyyid Kutup, şu şiiri ile şehidliğin önemine güzel bir şekilde işaret etmektedir:
„Ey kardeşim, şayet bu savaşta ölürsek, dostlarımıza kavuşacağız,
Rabb’imizin cennet ve nimetleri bizim için hazırlanmıştır.
Cennet kuşları, etrafımızda uçacaklardır,
Sonsuz hayat bizimdir, ne mutlu bizlere!
Ey kardeşim, eğer ben ölürsem şehid olurum,
Sen ise, omuzlarında zafer sancağını taşıyıp ilerleyeceksin!
Her gelen dalgadan sonra yeni dalgalar gelecektir,
Ey kardeş, eğer şehid kanım üzerinde göz yaşı döker,
Ve onunla huşu içinde uzanan göğsümü ıslatırsın,
Sakın bununla yetinme, döktüğün göz yaşlarını yanan birer mum yap!
Yaktığınız bu mumların ışığında, kahramanlık yolunda yürüyün


İşte bu sözler ve bu şiir büyük şehid Seyyid Kutup’undur. Onun kahraman kaleminden dökülmüştür. Bu sözler ve bu şiir, onun şehidlik mertebesini ne kadar hararetle arzuladığını göstermektedir. En sonunda yüce Allah, onun arzusunu yerine getirmiş ve şehidlik mertebesine ermeyi ihsan buyurmuştur.

Büyük şehid Seyyid Kutup, idam sehpasına yürürken gülümsüyordu. Güçlü ve sabit adımlarla yürüyordu. Başı dimdikti. Dünya hayatının yalancı süsüne tapanları, hayret ve dehşet içinde bıraktı, ahiretin sonsuz saadetini umanları ise imrendirdi.
Dünya hayatının yalancı süsüne tapanlar, Seyyid Kutup’un hayatını sona erdirdiklerini sandılar. Fakat, daha sonraları bu noktada yanıldıklarını anladılar. Çünkü o, gerçek hayatta fikir ve inanç olarak yaşadı. Uğrunda şehid olduğu davayı, ondan sonra binlerce kişi omuzlarında taşıdı. Düşmanları, onu idam etmekle hayatını sona erdiremediler. O, yüce Allah katında sonsuz olarak cennetle mükâfatlandırıldı. Cennette, dost ve ahbapları ile ilâhî nimetlere nail oldu.

Seyyid Kutup’un düşmanları onu idam etmekle ellerine ne geçti?
Onu idam etmekle ona iyilikte bulundular. Çünkü o şimdi ebedî âlemde yaşarken hayırla anılmakta ve yâd edilmektedir. Kendisi idam edilmekle savunduğu davası, onun idamı ile sona ermemiş, aksine ilelebed devam ederek nesilleri ve çağları aşmıştır.
21 Ağustos 1966'da hakkında idam cezası verildi.

Kararı Pakistan, İngiltere, Lübnan, Ürdün, Sudan ve Irak gibi ülkelerdeki birçok dini otorite ve grup tepkiyle karşılasa ve Nasır'ı kararından döndürmeye çalışsalar da, Seyyid Kutub 29 Ağustos 1966'da idam edildi. Mahkeme heyeti onu idama mahkûm ettiğinde Kutub'un ağzından şu sözler dökülmüştü:
‘‘Eğer Allah kanunu ile mahkûm edilmişsem ben Hakk'ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkûm olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah'a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem.

Namazda Allah'ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır!‘‘