..............

m 201

TR AR  DE

SEYYİD KUTUB’DAN EMİNE KUTUB’A...

Sevgili Kardeşim!

Bu muhasebe-i nefs sayılabilecek mektubumu sana armağan ediyorum.

Sanırım, ölüm düşüncesi hâlâ zihnini meşgul etmekte. Ölümü her yerde ve her şeyin ardında tasavvur ediyor, onu hayatı ve bütün canlıları gölgesine alan ezici bir kuvvet olarak görmene rağmen, hayatı zayıf, cılız ve ürkek bir biçimde görüyorsun.

Ben ise şu anda ölüm düşüncesini, canlı ve her an filizlenen -iman dolu- bir hayatın gücü karşısında çok cılız ve küçülmüş olarak görüyorum. Ben ölümün şu anda hiçbir şey yapabileceğine inanmıyorum. Ölümün yaptığı sadece, ekmek kırıntılarını toplamak gibi, hayat sofrasından düşenleri öbür âlem için toplamaktır. İşte, şu anda bu canlı hayat şuuru beni büsbütün kuşatmış durumda. Herşey sürekli bir gelişmede ve dal budak salmada. Anneler hamile kalmada ve nihayet doğurmaktalar. İnsanları ve hayvanları bunda müsavi görürüz.

Kuşlar, balıklar, haşerat, yeni bir hayata ve canlıya gebe, yumurtaları dünyaya emanet edip bırakmaktalar. Yeryüzü, domur domur çiçek açan meyve yüklü bitkilerle dolu. Gökyüzü cömertçe yağmur indirmekte, denizler dalgalanıp çalkalanmakta. Şu anda yeryüzünde herşey gelişmekte, çoğalıp artmakta.

Zaman zaman ölüm bir Arslan gibi ileri atılıp avını güçlü dişleriyle kapıp yoluna devam etmekte, hayat sofrasından dökülenleri toplamakta. Hayat ise, ölüme hiç aldırış etmeden yoluna devam etmekte, sanki hiç ölümü tanımamışcasına. Hayat ancak ölüm gelip dişleriyle kıskıvrak yakaladığı zaman bir acı duyar. Fakat bu yara hemen iyileşir.

Ölüm acısı bir anda târif edilmez bir sevince dönüşür. İnsan, hayvan bütün canlılar ve hatta ağaç kurtları, otlar ve ağaçlar yeryüzünde bir canlılık ve hayatiyet vermekte. İşte ölüm bu canlılık oranında kopardığını koparır ve sonra çekilip kendi dünyasına kapanır. Gün doğar, gün batar... Dünya bu med-cezir içinde gider gelir. İşte hayat bu iki nokta anında neşv-ü nema bulur, devam eder gider. Eşya kemiyet ve keyfiyet planında sürekli değişir durur.

Eğer ölüm birşey yapmış olsaydı, hayatın devamı mümkün olmazdı. Ölüm; Coşkun, canlı ve dinamik hayat karşısında ne yazık ki, çok dar bir mefhum ve cılız bir güç olarak arz-ı endam eder.

„Hayy“ olan Allah (c.c.)’dan almakta hayat bu canlılığını ve tazeliğini!.. Kendimiz için yazdığımız zaman hayat çok kısa ve sönük kalır. Dinamik hayat, eşyayı idrakimizle başlar, mahdud ömrün bitmesiyle son bulur. Artık ölümden korkmuyorum şu anda gelse bile!..

Çünkü dünya hayatından alacağımı aldım, vereceğimi de -inşaallah- verdim sayılırım. Bazen hayattan almak ve vermek işleri arasındaki farkı zor görürüz. Çünkü ruh âleminde ikisinin de delalet ettiği şey birdir. Bununla başkalarının bana dünya adına birşeyler verdiklerini vurgulamak istemiyorum. Çünkü başkalarının bana verdiklerinde duyduğum sevinç benim onlara verdiğimden az değildir!

Artık ölümden korkmuyorum şu anda gelse bile!..

Gücümün yetebileceği kadarıyla ne yapmam gerektiğini bilerek yaptım. Belki daha çok yapmak istediğim şeyler var. Umarım Allah (c.c.) ömrümü bereketlendirir! Ama bunları yazamazsan dahi gönlümü hasret kuruntuları kemirip bitirmeyecek. Ben öldükten sonra da başkaları inandığım davayı yeryüzünde devam ettirmeye çalışacaklardır! Allah (c.c.) bu davayı ölüme terketmeyecektir!

Artık ölümden korkmuyorum şu anda gelse bile!.. Hayırlı bir insan olmaya gücümün yettiğince çabaladım. Sonucu Allah’a bırakıyor, O’nun affına ve rahmetine sığınıyorum! Onun vereceği cezaya da razıyım. Çünkü O’nun vereceği ceza adaletin bizzat kendisidir.

Bundan dolayı içimde herhangi bir huzursuzluk duymuyorum! Zaten amellerimin sonuçlarına katlanmaya iman etmişim!..

Hatalarımın kıyamet günü hesabını vermek beni asla su-i zanna sevketmiyor.

Seni Allah’a emanet ederim! Kardeşin Seyyid Kutub“